ABD-İran Anlaşması: Kazananlar ve Kaybedenler Kimler?
Doç. Dr. İbrahim Karataş, ABD-İran anlaşmasının detaylarını ve bölgedeki dengeleri analiz ediyor.
ABD-İran Anlaşması: İran Savaşı Kazandı mı?
Doç. Dr. İbrahim Karataş / Fokus+
ABD ve İran arasında süregelen çatışmaların ardından yapılan anlaşma taslağı, tarafların kazanımlarını ve bölgedeki dengeleri nasıl etkileyeceğini gündeme getiriyor. Doç. Dr. İbrahim Karataş, bu sürecin sonuçlarını değerlendiriyor.
İran, eğer bu savaşın sonunda kendisine 40 yılı aşkın süredir uygulanan ambargoların kaldırılmasını başarırsa, bu durumu zafer olarak ilan edecektir. Ancak ambargoların kalkmasıyla birlikte İran’ın bölge için oluşturacağı tehdit ve gelişmiş silahlara sahip olma potansiyeli göz ardı edilmemelidir. Nükleer silah üretimi konusunda da daha fazla imkana sahip olacağı unutulmamalıdır.
Ambargoların kalkması, İran’ı muzaffer kılabilir; ancak bu durum, bölgedeki güvenlik dengelerini de olumsuz etkileyecektir. Ne İran ne de İsrail var olduğu sürece, bölgeye kalıcı bir barışın gelmesi mümkün görünmüyor. Trump yönetiminin bu durumu göz önünde bulundurarak, dostlarını ve düşmanlarını güçlendirmeden savaşın sonlandırılması gerektiği düşünülüyor.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, dört ay boyunca devam etti ve son bir ayı ateşkesle geçti. Taraflar birbirlerini silah yoluyla dize getiremedikleri için diplomasiye yöneldiler ve bu bağlamda anlaşma taslağı üzerinde müzakereler yürütülüyor. Ancak İsrail dışında savaşı isteyen bir taraf kalmadı. İsrail, savaşın devamını istiyor; fakat ABD, şu an için buna sıcak bakmıyor.
Anlaşma taslağının kabul edilmesi halinde, İran savaşı kazanmış olacak. ABD ise İran’ın nükleer silah edinmesini engellediğini iddia ederek kendini teselli etmeye çalışacak. Ancak 2015 yılında Obama döneminde imzalanan JCPOA anlaşmasıyla İran, atom bombası üretmeyeceğini taahhüt etmişti. Dolayısıyla ABD’nin bu süreçte kaybı, askerî kayıplar ve yüz milyarlarca dolarlık masraflarla sınırlı kalmayacak; aynı zamanda imajı da zedelenmiş olacak.
İsrail’in durumu ise daha karmaşık. Rejimi değiştirememiş ve İran’ın askeri gücünü kırmayı başaramamıştır. İran tehdidi devam etmekte ve bu durum, İsrail’in geçmişteki başarılarını gölgede bırakmaktadır. Netanyahu’nun geçmişteki öz güveni ve kibiri, artık yerini kaygılara bırakmıştır. İran, Hizbullah’ı kullanarak İsrail’e karşı saldırılar düzenleyebilir; ancak bu durum, İran’ın da karşılık verme hakkını kullanmaması gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.
Bu savaşın en büyük kaybedenleri ise dünya genelindeki ülkeler ve Körfez ülkeleri oldu. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, enerji krizine ve bunun sonucunda da enflasyona yol açtı. Körfez ülkeleri, İran’a komşu olmanın ve Amerikan üslerine sahip olmanın bedelini ağır bir şekilde ödüyor. Petrol ve gaz satışlarındaki kısıtlamalar, ekonomilerini olumsuz etkilerken, İran’ın füze ve dronaları da bu ülkeleri hedef alıyor.
İran, ambargoların kalkması durumunda, petrol gelirleriyle halkını geçindirebilir. Eğer halkın ihtiyaç duyduğu eşyaları serbestçe ithal edebilirse, isyan etme nedenleri büyük ölçüde azalacaktır. Bu nedenle, İran’ın ambargoların kaldırılmasını sağlayacak bir anlaşma yapması, rejiminin devamı açısından kritik bir öneme sahip.
Sonuç olarak, İran, bu savaşın sonunda ambargoların kaldırılmasıyla zafer kazanmış olacaktır. Ancak bu durum, bölge için daha büyük bir tehdit oluşturacak ve ABD-İran anlaşması, İran’ın nükleer silah üretimini kolaylaştıracak bir zemin hazırlayabilir.




