Ayrıntılarda Kaybolmak ve Sorumluluklardan Kaçmak

Ramazan Kayan, Müslümanların ayrıntılara takılarak sorumluluklardan kaçışını ele alıyor.

Ramazan Kayan / Milat Gazetesi

Müslümanların sorumluluklarını yerine getirmekteki yetersizliklerinin bir nedeni, esas olanı göz ardı edip ayrıntılara takılmalarıdır. Bu durum, teferruata boğulup asıl maksattan uzaklaşmak anlamına gelir. Sıklıkla, kalbimizi ve zihnimizi gereksiz detaylarla meşgul ederken, işin ruhunu kaybettiğimizin farkında olmuyoruz. Bu, sorumluluktan kaçmanın ve kolaycılığı seçmenin bir yolu olabilir mi? Belki de bu, görevden kurtulma hastalığı olarak adlandırılabilir.

Kur’an-ı Kerim, hayatın içinden verdiği örneklerle bu anlayışı sorgulamakta ve eleştirmektedir. Müminlere ciddiyet çağrısında bulunarak, Ashab-ı Kehf kıssasında, zulme karşı direnen bir grup gencin duruşunu övgüyle aktarır. Ancak bazı insanlar, bu muhteşem örnekten ders almak yerine, anlamsız tartışmalara girmeyi tercih ettiler. Ashab-ı Kehf’in samimiyetini ve adanmışlıklarını görmeleri gerekirken, sayılarının ne olduğuna takıldılar. Allah, onlara şöyle uyarıda bulundu: “De ki onların sayılarını Rabbin daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashab-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması dışında bir münakaşaya girme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme.” (Kehf, 22)

Bu, ilahi mesajı mecrasından koparıp gereksiz ve anlamsız tartışmalara çekme uyarısıdır. Bakara Suresi’nde geçen Bakara kıssasında da benzer bir sapma görülmektedir. İsrailoğulları, kesmeleri gereken bir ineği sorgulamak yerine, emri bağlamından çıkarıp gereksiz sorularla işi sulandırmayı tercih ettiler. İneğin cinsini, rengini ve yaşını tartışarak ilahi teklifi yerine getirmekte ayak sürdüler.

Umre sırasında Hudeybiye’de yaşananları anlatırken, ağacın altında ölüm üzerine Allah Rasûlü’ne biat edenlerden bahsediyorum. Allah’ın onlardan razı olduğuna dair ayetlerin işaret ettiğini ifade ediyorum. Ancak ne yazık ki, bu önemli konuyu dinleyenlerin bazıları, ağacın hangi ağaç olduğunu sormakla yetiniyor. Oysa Allah, ağacı değil, ağacın altında gerçekleşen nebevî sözleşmeyi gündeme taşıyor. Hz. Ömer (ra), kendi döneminde bu tür gündem sapmalarına tanık olduğu için o ağacı kökünden kesip atmıştır.

Hz. Nuh (as)’ın kesintisiz tevhid mücadelesini dert edinmemiz beklenirken, Nuh’un gemisinin hangi ağaçtan yapıldığı merak konusu olabiliyor. Hz. Âdem (as)’ın topraktan yaratılışını düşünmemiz istenirken, bazıları Hz. Âdem’e baba arama ihtiyacı duyabiliyor. Kıyamet yaklaşırken hazırlık yapmamız gerekirken, biz kıyametin kopuşunu tarihlendirme ve takvimlendirme hesapları yapabiliyoruz. Üstümüze düşmeyen alanlara burnumuzu sokabiliyoruz. İşte bu, gaybı taşlamak anlamına geliyor. Ya da haddimizi aşmak mı demeliyim?

Sonuç olarak, asıldan uzaklaşıyoruz, ciddi meselelere kafa yormuyoruz ve bir takım polemiklerle olması gerekenleri geçiştiriyoruz. Sorun, yürek yetmezliği mi, eksen kayması mı, yoksa kafa karışıklığı mı? Esasa odaklanmak derinlik, içtenlik ve özveri isterken, teferruat ise kolaycılığın bir göstergesidir. Yüzeylerde gezinip işin özüne inmemek, hikmetin gerektirdiği derinliği göz ardı etmektir. Gürültülü tartışmalar ve yüzeysel fikirler, hakka halel getirir ve ömrümüzü heba eder. Heva ve hevesimize hoş gelse de sonu hüsran ve helak ile sonuçlanır.

İslam dünyası, büyük meseleleri küçük ayrıntılara kurban ederken, 1400 yıllık kapanmayan dosyalarla oyalanmamız doğru değildir. Artık sadede gelelim; esası ıskalamayalım, aslımıza rücu edelim. Hayati sorumluluklar bizi beklerken, seyirci ve yorumcu locasından sahaya inelim. Tabir caizse, görüntü verip görevden kaçmayalım. Bizden beklenen adalet ve adanmışlığı daha fazla uzatmayalım.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu