İran’ın Asimetrik Direnişi: ABD’nin Hegemonyasına Darbe

Mehmet Garip Tanyıldızı, İran’ın asimetrik direnişinin ABD’nin müdahale gücünü nasıl sınırladığını ele alıyor.

Mehmet Garip Tanyıldızı / Akşam

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dünya sahnesinde bir numaralı hegemon olarak konumlandı. Bu süreçte, ABD, uluslararası alanda jandarmalık rolünü üstlenerek müdahaleciliğini yaygınlaştırmaya başladı. Vietnam ve Afganistan gibi bazı askeri müdahalelerinde beklediği sonuçları elde edemeyen ABD, diğer bazı operasyonlarında ise kısmi başarılar sağladı. Ancak, en büyük başarısı, müdahale etme yetkisini tüm dünyaya kabul ettirmesi oldu.

ABD’nin bir ülkeye müdahale etmesi ve sonrasında hesap vermemesi durumu, zamanla sıradan bir hale geldi. Askeri kayıplar ve savunma harcamaları dışında, ABD’nin ciddi bir bedel ödemediği gözlemlendi. Genellikle diğer ülkelerin topraklarında gerçekleşen savaşlar, ABD’nin uluslararası alandaki askeri gücünü pekiştirdi. Irak işgali sırasında dünya genelinde yaşanan sistematik katliamların sorumluları ise yargı önüne çıkarılmadı.

ABD’nin küresel ölçekteki bu pervasızlığına, İsrail de destek vererek eşlik etti. Aksa Tufanı operasyonu sonrası, ABD’nin arka planda desteklediği İsrail’in Gazze’deki saldırılarına dünya genelinden herhangi bir müdahale gelmedi. Son olarak, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu evinden kaçırması, uluslararası sistemin çöküşüne dair yorumların artmasına neden oldu.

Uluslararası hukukun neredeyse yok olduğu ve güç dengesinin belirleyici olduğu bir ortamda, en güçlü hegemonun dilediği gibi hareket etmesi alışıldık bir durum haline geldi. Bu bağlamda, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş da bu atmosferde şekillendi.

İran, ilk andan itibaren önemli kayıplar yaşadı. Dini lider Hamaney, birçok üst düzey komutan ve bürokrat, ABD ve İsrail saldırılarında hayatını kaybetti. Ancak, beklenildiği gibi İran rejimi çökmedi. Aksine, İran, asimetrik bir savaş stratejisi benimseyerek, ABD’nin bölgedeki üslerini hedef alarak düşmanının avantajını dezavantaja dönüştürdü.

Düşük maliyetli silahlarla pahalı savunma sistemlerine karşı saldırılar düzenleyerek rakiplerinin maliyetlerini artırdı. Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişimiyle, günümüz piyasa dinamiklerini kendi lehine çevirdi ve başta ABD ile AB ülkeleri olmak üzere küresel ekonomik sistem üzerinde ciddi etkiler yarattı.

Savaşın uzaması, İran için değil, ABD için sürdürülemez bir hale geldi. Amerikan kamuoyunun savaşın etkilerini hissetmesi ise yeni ve önemli bir gelişme olarak öne çıktı.

Bu savaşın en dikkat çekici sonuçlarından biri, ABD’nin bir müdahalesinde bu kadar hızlı ve aleni bir şekilde başarısız olmasıdır. Bu durum, doğru bir strateji ile ABD’nin saldırılarına karşı koymanın mümkün olduğunu gösterdi. ABD’ye karşı misilleme yapmanın ve bedel ödettirmenin olanak dahilinde olduğunu ortaya koydu. Böylece dünyanın en büyük hegemonunun zayıf noktaları gün yüzüne çıkmış oldu.

Bu deneyim, benzer durumların yaşanması halinde mevcut hegemonyayı sarsma potansiyeline sahip. ABD ve İsrail, İran’ın olası misilleme eylemlerini hesaba katmadan savaş başlatarak büyük bir stratejik hata yaptılar. Bu hata, ABD ve İsrail’in yenilmezlik algısına ciddi bir darbe vurdu ve egemen güçlerin kibir ve hırslarının kontrol edilemediğini gözler önüne serdi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu