Davutoğlu soruşturması siyasette yeni tartışma başlattı
Davutoğlu soruşturması, siyasi eleştirilerin yargıya taşınması tartışmasını yeniden gündeme getirdi. Siyasetçilerden ifade özgürlüğü vurgusu geldi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eski başbakan ve feshedilen Gelecek Partisi’nin eski Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu hakkında, sosyal medya paylaşımlarında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu işlediği iddiasıyla re’sen soruşturma başlattı. Başsavcılığın açıklamasında, inceleme sonucunda soruşturmanın Türk Ceza Kanunu’nun 299/1. maddesi kapsamında yürütüldüğü ve işlemlerin ilgili mevzuat doğrultusunda sürdürüldüğü belirtildi. Davutoğlu’nun 7 Eylül’de Ankara Adliyesi’ne giderek savcıya ifade vermesi bekleniyor.
Davutoğlu soruşturması, siyasi tartışmaların yargı süreçleri üzerinden yürütülüp yürütülemeyeceği konusundaki tartışmayı yeniden gündeme getirdi. Bu süreçte eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, siyasette yapılan hataların karşılığının mahkeme değil sandık olması gerektiğine ilişkin yıllar önceki sözleri de yeniden hatırlandı.
Demirel, siyasi hataların seçmen tarafından sandıkta değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Siyasette hata yapabilirsiniz. Yalnız yaptığınız hatanın karşılığı mahkeme değildir. Siyasi hatanın karşılığı seçmenin sizi seçmemesidir. Siyasette hesaplaşma mahkemede olmaz. Ne zaman siyaseti mahkemeye götürürsünüz, o zaman memleketin siyasetini öldürürsünüz” demişti.
Siyasetçilerden soruşturmaya tepki
Soruşturma kararına farklı siyasi çevrelerden tepki geldi. Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, siyasi eleştirilerin yargının değil siyasetin konusu olduğunu savundu. Arıkan, yargının siyasi hesaplaşmalarda veya muhalifleri susturmak amacıyla kullanılmaması gerektiğini belirterek, Türkiye’nin bağımsız yargıya, özgür siyasete ve güçlü bir hukuk devletine ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan da Davutoğlu hakkında, beş yıl önce kamuoyuna yansıyan sözleri nedeniyle soruşturma açılmasını ifade özgürlüğü ve demokratik siyasetin alanına müdahale olarak değerlendirdi. Babacan, siyasetçilerin görevlerinin konuşmak, eleştirmek ve iktidarın uygulamalarını kamuoyu önünde sorgulamak olduğunu belirterek, iktidarların eleştirilere yargı yoluyla değil siyaset içinde yanıt vermesi gerektiğini söyledi.
Eski Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ise siyasi açıklamalara yine siyasi yöntemlerle karşılık verilmesi gerektiğini dile getirdi. İddiaların belgelerle yanıtlanabileceğini belirten Çelik, yıllar önce söylenmiş siyasi sözlerin ceza soruşturmasına konu edilmesinin yargının tarafsızlığı ve ifade özgürlüğü açısından kaygı yaratacağını kaydetti. Çelik, hakaretin meşru görülemeyeceğini ancak sert siyasi eleştirinin de hakaretle aynı değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.
Soruşturmanın dayandığı ifadeler
Davutoğlu’nun avukatı Hasan Seğmen, soruşturmanın Eylül 2021’de Bingöl’ün Genç ilçesinde yaşanan bir gerilim sırasında kullanılan sözlere dayandığını açıkladı. Seğmen, ifadelerin Davutoğlu’nun Gelecek Partisi Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş son başbakanı sıfatıyla, kendisini suçlayan bir kişiye verdiği yanıtın bir bölümünden ibaret olduğunu belirtti. Soruşturmayı basından öğrenmelerinin hukuk düzeni açısından üzüntü verici olduğunu söyleyen Seğmen, Davutoğlu’nun ülkeye hizmet etmiş bir başbakan olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum ise tartışmanın soruşturmanın içeriğinden farklı bir yönüne dikkat çekti. Uçum, Davutoğlu için kullanılan “seçilmiş son Türkiye Cumhuriyeti başbakanı” ifadesinin anayasal dayanağı bulunmadığını savundu. Parlamenter sistemde halk tarafından doğrudan seçilenlerin TBMM üyeleri olduğunu belirten Uçum, 1982 Anayasası’nın yürürlükten kaldırılan 109. maddesine göre başbakanın Cumhurbaşkanı tarafından milletvekilleri arasından atandığını, bakanların ise başbakan tarafından seçilip Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirildiğini hatırlattı.
Uçum, bu nedenle parlamenter sistem dönemindeki başbakan ve bakanların anayasal açıdan “seçilmiş” olarak nitelendirilemeyeceğini ileri sürdü.




