İsrail’in 1948 Bölgesi’nde Yaşanan Cinayetler ve Baskılar

İsrail’in 1948 Bölgesi’nde yaşanan cinayetler ve baskılar artarak devam ediyor. Filistinlilerin zorla göç ettirilmesi ve direnişleri ele alınıyor.

Ahmet Varol / Yeni Akit

İsrail’in 1948 Bölgesi’nde Yaşanan Cinayetler ve Baskılar

Filistin’in 1948’de işgal edilen toprakları, Birleşmiş Milletler kararlarında “İsrail” olarak adlandırılmakta. Ancak bu toprakların üzerindeki gayri meşru işgalin altını çizmekteyiz. Gerçekte bu topraklar Filistin’dir ve Siyonistlerin burada sahip olduğu egemenlik kesinlikle meşru değildir. Bu nedenle bölgeyi 1948 Bölgesi veya 1948’de işgal edilmiş topraklar olarak nitelendiriyoruz.

Siyonistlerin 1948’de işgal devleti kurma çabaları sırasında, bu topraklarda yaşayan Filistinlileri göçe zorlamak için çeşitli yöntemler uygulandı. Katliamlar ve saldırılar gerçekleştirildi; öldürülen kişilerin cesetleri kamyonetlerde taşınarak, kalmaya devam edenlere “gitmezseniz sizin de sonunuz böyle olacak!” şeklinde tehditler savruldu.

Ancak Filistinlilerin bölgeden çıkarılmasında, işgalcilerin tehditlerinden ziyade, Glubb Paşa (Sir John Bagot) liderliğindeki Ürdün ordusunun müdahalesi etkili oldu. 1948’de işgal devletinin ilan edilmesiyle, Aldülkadir Hüseyni’nin önderlik ettiği direniş güçleri ile Siyonist işgalciler arasında patlak veren çatışmalara Ürdün askeri birlikleri müdahale etti. Bu birlikler sivil halka, “Bu bölgede savaş var. Çatışmaların ortasında kalmayın, güvenli bölgelere çekilin, biz burayı işgalcilerden kurtarınca geri dönersiniz!” dediler. Ardından direniş güçlerine, “Biz düzenli orduyla müdahale ettik. Siz işgalcilerden aldığınız bölgelerin kontrolünü bize bırakın. Savaşı biz sürdürelim” şeklinde baskı yaptılar. Direniş güçlerinin vermek istemediği alanları zorla aldılar.

Kontrollerine aldıkları bölgeleri çatışmasız bir şekilde Siyonistlere teslim ettiler. Böylece, 181 sayılı BM kararında Yahudilere tahsis edilen arazi miktarının tüm Filistin’in %57’sine denk gelmesine rağmen, bu ihanet savaşıyla birlikte işgalcilerin hakimiyet alanı %71’e yükseldi.

Savaş ve manipülasyonlar sonucunda yaklaşık 800 bin Filistinli, işgalcilerin kontrolündeki bölgeden göç ettirildi. Ancak buna rağmen bölgede yaşamaya devam eden yüz binlerce Filistinli kaldı. İşgal rejimi daha sonra bu kişilere “İsrail vatandaşlığı” verme kararı aldı ve onları “Arap azınlık” olarak tanımladı. Ancak Siyonist liderlerin birçoğu, bu kararın yanlış olduğunu belirtti. Bu durum, 1967’de Kudüs’ü işgal ettikten sonra, burada yaşayan Filistinlilere vatandaşlık vermek yerine, “sürekli ikamet hakkı” tanıyan ve “mavi kart” olarak bilinen bir kart dağıtma uygulamasını doğurdu.

Son yıllarda 1948 Bölgesi’nde yaşayan Filistinlilere yönelik baskı, şiddet ve cinayetlerde belirgin bir artış gözlemleniyor. Amaç, bölgeyi Filistinliler için tamamen güvensiz hale getirerek göçe zorlamaktır. Gazze’deki soykırım savaşının etkisiyle, önceki yıllara göre baskı ve cinayetlerde ciddi bir artış yaşandı. Son iki hafta içinde 13 cinayet işlendi.

Bu cinayetlerin bir kısmı asker ve polis tarafından gerçekleştiriliyor. Asker ve polis cinayetleri genellikle adli vaka olarak gösteriliyor ve bu vakaların takibi yapılmıyor. Ancak bu iddiaların hiçbir somut delili bulunmamakta. Diğer cinayetler ise, işgal rejiminin istihbarat teşkilatlarıyla bağlantılı olduğu düşünülen mafya çeteleri tarafından işleniyor ve “faili meçhul” olarak kaydediliyor. İşgal rejimi güvenlik güçleri, cinayetlerin faillerini ortaya çıkarmak için hiçbir ciddi çalışma yürütmüyor. Bazen de cinayetleri, “aileler arası husumet kaynaklı” diyerek, tamamen asılsız iddialarla mağdurları suçlu göstermeye çalışıyor.

Bölgedeki Filistinliler, işgal rejiminin baskılarına ve cinayetlerine karşı çeşitli gösteri ve eylemler düzenliyor. Pazar günü saat 11:00’de, işgal hükümetinin başbakanı Netanyahu’nun Kudüs’teki konutunun önünde “Büyük Öfke Gösterisi” gerçekleştirecekler.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu