2026 ABD Savunma Doktrini: İran’a Yönelik Sert Mesajlar

2026 Ulusal Savunma Stratejisi, İran ve Çin’e yönelik yeni politikalarla dikkat çekiyor.

İslami Analiz/Haber Merkezi

ABD Başkanı Donald Trump’ın onayıyla Savaş Bakanı Pete Hegseth tarafından 23 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan “2026 Ulusal Savunma Stratejisi”, Amerikan askeri tarihine yeni bir yön veriyor. Bu belgede, uzun yıllardır kullanılan “Savunma Bakanlığı” ifadesi resmen “Savaş Bakanlığı” olarak değiştirilirken, ABD ordusunun misyonu da “ulus inşası ve soyut idealler” yerine yalnızca “Amerikan çıkarları için savaşmak ve kazanmak” olarak yeniden tanımlanıyor. Rapor, NATO müttefiklerine GSYH’lerinin %5’ini savunma harcamalarına ayırma zorunluluğu getirirken, “Güç Yoluyla Barış” doktrininin küresel ölçekte tavizsiz bir şekilde uygulanacağını vurguluyor.

Raporun en dikkat çekici yönü, kurumun adında ve işleyişinde gerçekleştirdiği köklü değişikliklerdir. Bakan Hegseth, önceki yönetimleri Amerikan halkının kaynaklarını soyut kavramlar uğruna israf etmekle suçluyor. Yeni strateji, müdahaleci politikaları ve rejim değişikliği projelerini tamamen terk ederken, ordunun temel görevini “savaşmak, kazanmak ve caydırmak” olarak belirliyor.

ABD’nin müttefiklerine yönelik yaklaşımı ise diplomatik nezaketten uzaklaşarak daha sert bir üslup benimsiyor. Rapor, müttefiklerin ABD koruması altında “hazıra konduğu” döneminin sona erdiğini belirtiyor. Artık ABD, müttefiklerin sorumsuzluklarından kaynaklanan güvenlik açıklarını kapatmayacak. NATO’nun Lahey Zirvesi’nde belirlenen yeni standartlara göre, müttefik ülkelerin GSYH’lerinin %3,5’ini askeri harcamalara, %1,5’ini ise ek güvenlik harcamalarına ayırmaları gerekecek. Bu hedefi tutturamayan ülkeler için ABD desteği sınırlı kalacak. Avrupa’nın savunması ise tamamen Avrupalı müttefiklerin sorumluluğuna bırakılıyor ve ABD yalnızca “kritik ama sınırlı” destek sunacak.

Rapor, Çin’i “boğulması gereken bir düşman” değil, “dengelenmesi gereken bir rakip” olarak tanımlarken, Rusya’nın NATO’nun doğu kanadı için bir tehdit olduğunu ancak küresel hegemonya kurma kapasitesinden yoksun olduğunu belirtiyor. İran ise, son operasyonlarla birlikte en zayıf dönemini yaşarken, konvansiyonel askeri gücünü yeniden inşa etme çabasında olduğu ifade ediliyor. ABD, Körfez’deki ortaklarıyla birlikte İran’a karşı savunma kapasitesini artırmaya yönelik adımlar atmaya istekli görünüyor. Kuzey Kore ise, ABD Anavatanına yönelik nükleer tehdit olarak tanımlanıyor.

ABD, Orta Doğu’daki müttefiklerinin liderlik rolünü üstlenmesini istiyor. Rapor, İran ve direniş ekseninin karşısında Körfez ülkeleri ve diğer ABD müttefiklerinin konumlandırıldığını belirtiyor. Bu bağlamda, İsrail’in savunma çabalarının desteklenmesi ve Arap Körfezi ülkeleriyle işbirliğinin derinleştirilmesi hedefleniyor. Böylece, bölgesel müttefiklerin İran ve vekillerine karşı caydırıcılık ve savunma konusundaki sorumluluklarını üstlenmeleri teşvik edilecektir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu