Silahların Susması ve Vesayetin Kaldırılması Gerekliliği
Silahların susması, siyasi vesayetin sona ermesini gerektiriyor. Gerçek demokrasi için özgür irade şart.
Kırk yılı aşkın süredir süregelen terör olaylarının ardından silahların susması, ülkemiz için tarihi bir fırsat sunmaktadır. Bu süreçte, evlatlarını kaybetmiş annelerin acılarının son bulması ve çocukların terörün etkisinde büyümemesi, hepimizin ortak dileğidir. Ancak bu tarihi fırsatı sadece silahların susması olarak değil, siyasi vesayetin her türlüsünün sona ermesi olarak değerlendirmek gerekmektedir.
Kırk yıllık bir geçmişin bir gecede silinmesi mümkün değildir. Bu süre zarfında oluşmuş yapılar, ilişkiler ve korkular bir anda yok olmaz. Dolayısıyla, “Silah sustu, mesele bitti” demek safdillik olurken, bu durumu küçümsemek de büyük bir yanlıştır. Asıl mesele, silahları sustururken yeni bir vesayet düzeninin doğmasına izin vermemektir.
Daha önce silahların gölgesinde yönlendirilen bireylerin, yeni bir baskı veya zorbalık altında hareket etmeye zorlanmamaları hayati bir önem taşımaktadır. Gerçek demokrasi, insanların sandığa korkusuzca gidebilmeleri ve hiçbir baskı altında kalmamaları ile mümkündür. Her bireyin iradesi, hiçbir örgütün veya siyasi yapının malı değildir.
Silahların sustuğu bir ortamda farklı düşünen bireylerin dışlanması ve itibarsızlaştırılması, Türkiye’yi ciddi bir yanlışa sürükleyebilir. Silah zoruyla elde edilmeye çalışılan sonuçların, yarın propaganda ve baskı ile sağlanması demokrasi değil, vesayetin gölgesine girmektir. Burada mesele, Kürt halkına güvensizlik değil, onların da özgür iradelerine sahip çıkabilmeleridir. Bir halkı bir örgütle özdeşleştirmek kadar yanlış, o halkın tamamını tek bir siyasi çizginin tabanı olarak görmek de yanlıştır.
Devletin görevi, herhangi bir grubun kendisini toplumun yegâne temsilcisi olarak ilan etmesine engel olmak ve tüm vatandaşların kendilerini özgürce ifade edebileceği bir siyasi alan oluşturmaktır. Silahların yerini siyasi vesayet alırsa, terör sona ermiş sayılmaz. Terörle mücadele, sadece silahları susturmak değil; korku, öfke ve vesayet kültürünü de ortadan kaldırmaktır.
Türkiye, silahlı mücadelenin sona ermesini bir son değil, dikkatli bir yeni dönemin başlangıcı olarak görmelidir. Kırk yılın travması bir günde silinmez; bu nedenle devletin ilgili tüm kurumları kapsamlı bir strateji geliştirmelidir. Bu stratejinin merkezinde, Türk ve Kürt halklarının kaderinin aynı deftere yazıldığı gerçeği yer almalıdır.
Devletin önünde iki tarihi görev bulunmaktadır: Silahların kalıcı bir şekilde susmasını sağlamak ve hiçbir örgütün veya siyasi yapının yeni bir vesayet kurmasına izin vermemek. Aziz milletimiz artık yalnızca terörsüz bir Türkiye istemiyor; kardeşlik, vesayetsiz bir Türkiye ve özgür irade talep ediyor. Bugün atılan her adımın gelecekte doğurabileceği sonuçlar dikkatle hesaplanmalıdır.
Silahlar gerçekten susmalı, tehditler sona ermeli ve bölücülük ortadan kalkmalıdır. Vesayet her biçimiyle kaldırılmalıdır. Bugün yapılması gereken, barışa inanmak ama saflığa düşmemek, kardeşliği büyütmek ama vesayete kapı açmamaktır. PKK’nın silahının gölgesi kalkarken, onun bölücü siyasi vesayetinin gölgesini düşürmemek en önemli hedeftir.
Barışı kazanırken, milli iradeyi ve özgür sandığı kaybetmemek gerekir. Gerçek devlet aklı, sadece bugünü kurtarmak değil, atılan adımların gelecekteki etkilerini de düşünmektir. Türkiye’nin kazanacağı barış, Türk ve Kürt halklarının kendilerini içinde bulduğu, hiçbir örgütün veya siyasi vesayetin hakimiyet kuramadığı bir barış olursa, bu gerçek bir zafer olacaktır. Kırk yıllık acının ardından, gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras, silahların sustuğu ve terörün bittiği ama siyasi vesayetin ikame edilmediği güçlü bir Türkiye olacaktır. İşte bu, ülkemizin tarih önünde kazanacağı en büyük zaferdir.
Erol KAVUNCU
YAZARIMIZ “EROL KAVUNCU”NUN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”




