Gazze’deki Ateşkes: Sadece Bir İsimden İbaret
Gazze’deki ateşkes, gerçek bir barış değil, şiddetin yönetildiği bir durum olarak değerlendiriliyor.
Gazze’deki ateşkes, aslında şiddetin sona ermesini değil, yönetilmesini sağlayan bir mekanizma olarak öne çıkıyor. İnsanların yaşamını yitirmeye devam ettiği bir ortamda, ateşkesi nasıl tanımlamak gerekir? Gazze halkı bu soruyu sıkça gündeme getiriyor.
Ekim ayında Hamas ve İsrail arasında imzalanan barış anlaşması, Gazze’de iki yıldır süren çatışmaların sona erdirilmesi amacı taşıyordu. Ancak bu anlaşmanın ardından, uluslararası arabulucuların gerilimin azaltıldığına dair açıklamalarına rağmen, İsrail’in saldırıları sonucu 420’den fazla Filistinli hayatını kaybetti. Bu durum, ateşkesin nasıl yeniden tanımlandığını gözler önüne seriyor; artık ateşkes, şiddet eylemlerinin durdurulması değil, yönetilmesi anlamına geliyor.
Ölenlerin büyük çoğunluğunun kadın ve çocuklar olduğu göz önüne alındığında, bu kayıplar rutin olarak tehdit olarak değerlendiriliyor. Evlerine dönmeye çalışan aileler, İsrail tarafından belirlenen ve sürekli değişen “sarı hat”ın ötesinde yasak bölgelere girmeye çalışırken, birçok kişi hayatını kaybediyor. Filistinli sağlık görevlileri, ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, hava saldırıları ve diğer silahlı saldırılar dahil olmak üzere binlerce ihlali belgeledi. Böylece ateşkes, Filistinlilerin daha yavaş bir şekilde öldürülmesi ve kontrol altında tutulması için bir araç haline geliyor.
Ateşkesin sadece kâğıt üzerinde var olduğunun en belirgin örneği, İsrail’in Gazze’yi fiziksel olarak işgal ettiği sınırları belirleyen sarı hattır. Bu hat, haritalarda yer almasına rağmen, evlerinden kalanlar için hiçbir anlam ifade etmiyor. Hattın konumu sürekli değişirken, erişilebilir olması gereken mahalleler askeri bölge haline geliyor. İsrail güçleri, bu hattı geçen herkesi vurma hakkını saklı tutuyor ve bu durum, Gazze’deki Filistinlilerin yaşam alanlarının giderek daraldığını gösteriyor.
İsrail, Gazze Şeridi’nin büyük bir kısmında askeri varlığını sürdürüyor. Ateşkesin, İsrail’in geri çekilmesini ve yerinden edilmiş Filistinlilerin evlerine dönmesini sağlaması gerekiyordu. Ancak, İsrail ordusu Gazze’nin kuzeyinde evleri ve altyapıyı yok ederek sarı hattı daha da derinleştiriyor.
Bu durum, kapsamlı bir barış planının ilk aşamasında yaşanıyor. Bu aşama, Gazze’ye her gün 600 yardım kamyonunun girmesi, Rafah sınır kapısının açılması ve İsrail güçlerinin belirlenmiş pozisyonlara çekilmesi gibi taahhütleri içeriyor. Başlangıçta bazı taahhütler yerine getirilse de, yardım kamyonlarının sayısı hızla azaldı, Rafah Kapısı kapandı ve İsrail saldırıları yeniden arttı. Verilen sözler ile uygulamalar arasındaki uçurum, taraflar arasında bir ateşkes çerçevesi oluşturulmaya çalışılırken, bir tarafın tam askeri kontrolü elinde tuttuğu gerçeğini gözler önüne seriyor.
Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze’nin yeniden inşası için bir “Barış Kurulu” kurulması gibi ikinci aşama, kısa süre önce Başkan Trump tarafından duyuruldu. Ancak bu süreçte, Filistinlilerin barış zamanında ölmeye devam ettiği bir gerçeklik var. Gazze’deki insani durum, felaket boyutlarına ulaşmış durumda. Ateşkes sonrası kıtlık koşulları biraz hafiflese de, durum her an değişebilir. İsrail, birçok yardım kuruluşunun Gazze’de faaliyet göstermesini yasaklamaya devam ederken, bu durum anlaşmanın kırılganlığını daha da belirgin hale getiriyor.
Uluslararası toplum, daha az şiddet içeren bir durumu barış olarak adlandırmaya razı olduğunda, ateşkes de bu tanıma uyuyor. Neredeyse tamamı yerinden edilmiş olan Gazze halkı için savaş ile ateşkes arasındaki fark, artık akademik bir mesele haline geldi. Filistinlilerin mevcut durumu, kimseyi tatmin etmeyen ama bir şekilde sürdürülen bir statüko olarak tanımlanabilir. Yerinden edilme devam ediyor, güvenlik yok ve ölümler sürüyor; ancak bu durum uluslararası müdahaleyi tetiklemeyecek bir hızda gerçekleşiyor. İsrail, ölümcül saldırılarını Filistinlilerin provokasyonlarına karşı bir güvenlik önlemi olarak gerekçelendiriyor. Önemli olan, bu yıkımın idare edilmesi ve ateşkesin diplomatik çerçevesinin korunmasıdır. Böylece İsrail, tam ölçekli bir savaşın siyasi maliyetini üstlenmeden askeri varlığını sürdürebiliyor.
Bu durum, uluslararası toplumun başarı tanımını da yansıtıyor. Gazze savaşının sona ermesi, günlük ölüm sayısının azalması ve aralıklı yardım teslimatları olarak görülüyor. BM Güvenlik Konseyi bu durumu onaylayarak, uyumu denetlemek için gözlemciler görevlendirdi ve bu çerçeveye yasal meşruiyet kazandırdı. Savaş ve barış arasındaki uçurum, ilkesel bir mesele olmaktan çıkıp, bir tempo meselesine dönüştü. Gazze, koşulların sürekliliğinin, aşamalar arasındaki farktan daha önemli olduğunu biliyor. Bu çerçeve, acıyı sonlandırmayacak kadar ağır, ama göz ardı edilebilecek kadar kontrollü bir şekilde işliyor.




