Fussilet Suresi 20. Ayet: Mahşer Günü Şahitleri Konuşacak
Fussilet Suresi 20. Ayet, mahşer gününde insanın organlarının şahitlik edeceğini vurguluyor. Bu ayet, ilahi adaletin tecellisini simgeliyor.
Fussilet Suresi 20. Ayet: Mahşer Günü Şahitleri Konuşacak
İnsan, yaşamı boyunca birçok şeyi gizleyebileceğini düşünür; karanlıkta işlediği günahların, kimsenin bilmediği hataların ve yalnızca kendisinin bildiği niyetlerin sonsuza dek saklı kalacağını zanneder. Ancak Kur’an-ı Kerim, bu yanılgıyı tek bir ayetle ortadan kaldırır.
“Nihayet oraya vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmakta oldukları şeyler hakkında onların aleyhine şahitlik edecektir.” (Fussilet Suresi, 20. Ayet)
Bu ayet, kıyamet gününün en çarpıcı sahnelerinden birine ışık tutar. O gün, insanın güçlü savunmaları, etkili mazeretleri ya da inkârları hiçbir işe yaramayacaktır. Çünkü en yakın tanıkları, kulakları, gözleri ve derileri konuşacaktır.
Dünyada birçok kişi, yaptıklarını inkâr edebilir, delilleri yok edebilir veya şahitleri susturabilir. Ancak Allah’ın huzurunda hiçbir şey gizli kalmaz. Zira insanın bedeni, hayatı boyunca işlediği amellerin sessiz tanığıdır.
Kulak, duyduğu her sözü bilir; göz, baktığı her manzarayı saklar; deri, dokunduğu her şeyi hatırlar. Mahşer günü, Allah Teâlâ’nın izniyle bu organlar dile gelecek ve gerçekleri olduğu gibi aktaracaktır. Bu durum, ilahi adaletin tam anlamıyla tecelli edeceğinin bir göstergesidir. Hiç kimseye haksızlık edilmeyecek, kimse işlemediği bir suçla itham edilmeyecek ve işlenen hiçbir kötülük gizli kalmayacaktır.
Kur’an’ın bu mesajı, müminler için sadece bir korku kaynağı değil, aynı zamanda büyük bir rahmet çağrısıdır. Hesap günü gelmeden önce kendini sorgulama fırsatı sunar. Gözünü haramdan sakınan, kulağını gıybetten koruyan ve bedenini Allah’ın razı olmayacağı işlerden uzak tutanlar için bu ayet, hem bir uyarı hem de bir müjdedir.
İlahi Kayıt Sistemi Asla Yanılmaz
Yaşadığımız dönem, “kayıt çağı” olarak adlandırılabilir. Gittiğimiz yerler, yaptığımız alışverişler, telefon görüşmelerimiz ve internet üzerindeki hareketlerimiz, çeşitli teknolojik sistemler tarafından kaydedilmektedir. Güvenlik kameraları, uydu görüntüleri, dijital arşivler ve elektronik veri tabanları sayesinde geçmişte yaşanmış birçok olay gün yüzüne çıkarılabilmektedir.
Bununla birlikte, bu sistemlerin ortak bir özelliği vardır: Hepsi insan yapımıdır ve sınırlıdır. Kameralar, görmediği yerleri kaydedemez; cihazlar bozulabilir, veriler silinebilir ya da değiştirilebilir. En gelişmiş teknolojiler bile hata yapabilir ve hiçbir sistem mutlak değildir.
Kur’an-ı Kerim ise, bu sistemlerin çok ötesinde kusursuz bir ilahi kayıt düzenini haber vermektedir. Allah Teâlâ’nın bilgisi asla eksilmez, unutmaz ve yanılmaz. İnsanların gizli ya da açık bütün sözleri, bakışları, davranışları ve niyetleri O’nun ilmindedir. Fussilet Suresi’nin bu ayeti, kıyamet gününde insanın kendi organlarının Allah’ın izniyle şahitlik edeceğini bildirerek, ilahi adaletin hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmayacağını ortaya koymaktadır.
Elbette burada teknoloji ile ahiretteki hesap düzeni arasında bir eşitlik kurulamaz. Dijital kayıt sistemleri, yalnızca ayetin mesajını anlamaya yardımcı olabilecek sınırlı bir benzetmedir. Allah’ın ilmi ne cihazlara, ne zamana, ne de herhangi bir araca bağlıdır. O, olmuşu da olacak olanı da bilir; görüneni de gizleneni de eksiksiz kuşatır.
Bu gerçek, müminler için korkudan önce bir muhasebe çağrısıdır. Organlarımız mahşerde konuşmadan önce, onları Allah’ın razı olacağı işlerde kullanmak elimizdedir. Çünkü bugün irademizle yaptığımız her tercih, yarın kendi bedenimizin diliyle karşımıza çıkacaktır.
İnsanın gerçek kurtuluşu, başkalarını kandırmakta değil; Rabbiyle arasını düzeltmektir. Zira mahşer günü en güvenilir şahit, insanın kendi bedeni olacaktır.
Allah Teâlâ bizleri, kulakları, gözleri ve tüm organları kıyamet gününde lehine şahitlik eden kullarından eylesin. Âmin.




