Trump, Netanyahu’ya Askeri Çekilme Çağrısı Yaptı
Trump, Netanyahu’ya askeri varlığını Suriye ve Lübnan’dan çekmesi gerektiğini söyledi. Uzmanlar, İran’a karşı stratejileri değerlendirdi.
İran ile ABD arasında son haftalarda yaşanan karşılıklı saldırılar, haziran ayında imzalanan Mutabakat Zaptı’nın geçerliliğini yitirmesine neden oldu. ABD Başkanı Donald Trump, 10 Temmuz’da Kongre’ye gönderdiği resmi bildiride, İran’a yönelik askeri harekâtın 7 Temmuz itibarıyla yeniden başladığını duyurdu ve Beyaz Saray bu durumu doğruladı.
Trump, operasyonların ‘sınırlı, ölçülü ve sivil kayıpları en aza indirecek şekilde’ sürdürüldüğünü belirtirken, diplomasi kapısını tamamen kapatmadığını da ifade etti. İran’a karşı ciddi bir baskı uygulandığını söyleyen Trump, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri operasyonların devam edeceğini vurgulayarak, ‘Masaya oturup müzakere etmezlerse, tüm enerji santrallerini ve köprülerini yıkacağız.’ dedi.
Axios’un Amerikalı ve İsrailli yetkililere dayandırdığı habere göre, Trump, 9 Temmuz’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede, İsrail’in Suriye ve Lübnan’daki askeri varlığını gündeme getirdi. Trump’ın, İsrail güçlerinin bölgedeki varlığının gerilimi artırdığını belirterek, Netanyahu’ya ‘Orada sizi istemiyorlar. Güçlerinizi yeniden konuşlandırmalısınız.’ mesajını ilettiği bildirildi.
Haberde, Trump yönetiminin İsrail ile Suriye arasında yeni bir güvenlik anlaşması için uzun süredir girişimlerde bulunduğu, Washington’un İsrail’in bazı bölgelerden kademeli çekilmesini istediği ancak Tel Aviv yönetiminin güvenlik gerekçeleriyle buna sıcak bakmadığı ifade edildi.
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Başkanı Dr. Serhan Afacan ve araştırmacılardan Oral Toğa, yaşanan gelişmeleri Hurriyet.com.tr’ye değerlendirdi. Toğa, Orta Doğu’daki bu adımların ilk bakışta çelişkili görünse de aslında aynı stratejik hedefin parçası olduğunu belirtti.
Toğa, ‘Görünürdeki çelişki aslında tek bir tasarımın parçası. Yönetim, baskıyı İran cephesine yoğunlaştırırken tırmanma riski üreten ikincil cepheleri kapatmak istiyor.’ dedi. Trump’ın Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde Suriye’deki askeri varlığın azaltılmasını ve Lübnan’dan çekilme sürecinin başlatılmasını istediğini hatırlatan Toğa, aynı dönemde Irak’taki ABD askerlerinin 30 Eylül 2026’ya kadar tamamen çekileceğinin açıklanmasının da bu stratejinin bir parçası olduğunu söyledi.
Toğa, Washington’ın İsrail’in Suriye’deki kalıcı askeri varlığını yeni Şam yönetimi ile yürütülen diplomatik sürecin önünde bir engel olarak gördüğünü belirtti. ABD’nin hedefinin, 26 Haziran’da imzalanan İsrail-Lübnan çerçeve anlaşmasını hayata geçirerek ikincil cepheleri kontrol altına almak ve Amerikan askeri yükünü azaltmak olduğunu ifade etti.
Trump’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik saldırıların ‘kendisi yeter diyene kadar’ devam edeceğini açıklamasını değerlendiren Toğa, bu iki yaklaşımın birbirine zıt olmadığını vurguladı. ‘İki açıklama çelişki değil, zorlayıcı diplomasinin iki yüzü’ diyen Toğa, ABD’nin operasyonlarla İran’ı baskı altına almayı ve Tahran’ı müzakere masasına dönmeye zorlamayı amaçladığını belirtti.
Trump’ın kapsamlı bir savaş hedeflediğinin düşünülmediğini ifade eden Toğa, Hürmüz Boğazı’na yönelik abluka planının da bu yaklaşımı desteklediğini kaydetti. Ablukanın İran limanlarına giden, İran’dan çıkan veya İran yükü taşıyan gemileri kapsadığını belirten Toğa, diğer ticari gemilerin geçişine izin verilmesinin Washington’ın boğazı tamamen kontrol altına alma hedefinden ziyade güvenlik garantörü rolünü güçlendirmeye çalıştığını gösterdiğini ifade etti.
Toğa, Trump’ın yüzde 20’lik geçiş ücreti planından vazgeçerek bunu Körfez ülkeleriyle yapılacak ticaret ve yatırım anlaşmaları üzerinden değerlendirmesinin de ekonomik kazanç arayışına işaret ettiğini söyledi. Buşehr, Çabahar, Cask, Konarak, Ebu Musa ve Bender Abbas’a yönelik saldırıların temel amacının İran’ın ticari taşımacılığa yönelik saldırı kapasitesini azaltmak olduğunu belirten Toğa, ‘Dolayısıyla evet, çıkış aranıyor ancak maksimalist şartlarda. Hürmüz’de tehdit kapasitesi tüketilmiş bir İran ve ateş altında imzalanmış bir anlaşma hedefleniyor.’ dedi.
İran’daki liderlik değişiminin muhatap bulma sürecini zorlaştırması nedeniyle bu stratejinin zamanlamasının risk taşıdığını da vurgulayan Toğa, ABD ile İsrail arasında görüş ayrılıklarının savaşın nasıl sonlandırılacağı konusunda ortaya çıktığını belirtti. İsrail devlet televizyonu KAN’ın, Trump yönetimindeki bazı isimlerin Netanyahu konusunda hayal kırıklığı yaşadığını ve Trump’ın Lübnan politikası nedeniyle İsrail Başbakanı’na tepki gösterdiğini aktardığını hatırlatan Toğa, Washington ile Tel Aviv arasındaki ayrışmanın giderek görünür hale geldiğini ifade etti.
Toğa, ‘Washington anlaşma ve bölgesel yük azaltma isterken Tel Aviv baskının sürdürülmesini ve sınır boyunca tampon bölgelerin korunmasını savunuyor.’ değerlendirmesinde bulundu. Netanyahu’nun kamuoyu önünde İran konusunda ABD ile görüş ayrılığı bulunduğu iddialarını reddettiğini belirten Toğa, İsrail Başbakanı’nın Ekim 2026 seçimleri öncesinde Trump ile ilişkilerini siyasi avantaj olarak kullanmayı planladığını söyledi.
Ancak mevcut durumun bir ittifak krizinden çok savaş sonrası düzenin nasıl şekilleneceğine ilişkin bir anlaşmazlık olduğunu vurgulayan Toğa, ‘Askeri ve istihbarat işbirliği sürüyor, ayrışma ittifakın kendisinde değil savaş sonrası düzenin tasarımında.’ dedi.
Toğa’ya göre önümüzdeki dönemde iki farklı senaryo öne çıkıyor. Washington’ın yaklaşımının belirleyici olması halinde Lübnan ve Suriye’de kademeli bir geri çekilme süreci başlayabileceğini ve ABD-İran arasında yeni bir anlaşma zemini oluşabileceğini belirten Toğa, Netanyahu’nun direnmesi durumunda ise bölgesel gerilimin sürebileceğini ifade etti. ‘Netanyahu direnirse Lübnan cephesinde tırmanma riski canlı kalır, Suriye güvenlik görüşmeleri tıkanır ve İran saldırılarının hedefi hâline gelen Körfez ülkeleri maliyeti öder.’ değerlendirmesinde bulundu.
ABD Kongresi’nde bazı Demokrat senatörlerin İsrail ile ilişkileri tartışmaya açmadan savunma bütçesi sürecini engelleme girişimlerinin de Tel Aviv açısından uzun vadeli bir risk oluşturduğunu belirten Toğa, Washington-Tel Aviv hattındaki tartışmaların bölgesel dengeler üzerinde etkili olmaya devam edeceğini söyledi.
İRAM Başkanı Dr. Serhan Afacan, Trump yönetiminin Orta Doğu politikasının yalnızca İran üzerinden okunmasının yanlış olacağını belirterek, ABD’nin temel hedefinin İsrail’in bölgedeki güvenliğini askeri yöntemlerle değil, Arap ülkeleriyle normalleşme sürecini genişleterek sağlamaya çalışmak olduğunu söyledi.
Afacan, Trump’ın ilk başkanlık döneminden bu yana Orta Doğu’ya ilişkin temel stratejisinin değişmediğini ifade etti. Trump’ın amacının İsrail’in güvenliğini daha fazla çatışmayla değil, daha fazla Arap ülkesiyle normalleşmesini sağlayarak tesis etmek olduğunu belirten Afacan, bu kapsamda 2020’de İbrahim Anlaşmaları ile Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin sürece dahil edildiğini hatırlattı.
Trump’ın ikinci döneminde de göreve başlamadan önce bu anlaşmaları daha da geliştirmek istediğini açıkladığını kaydeden Afacan, ‘Dolayısıyla Trump’ın Orta Doğu’da yapmak istediklerini kesinlikle İran üzerinden okumamak lazım. Evet, Körfez’de yaptıklarının İran ile bağlantısı var ama bütünüyle yok.’ dedi.
Afacan, Lübnan meselesinin Trump açısından neden önemli olduğuna da dikkat çekti. Özellikle Suudi Arabistan başta olmak üzere Arap ülkelerinin, ‘İsrail Lübnan’ı vururken, Gazze’de soykırım yaparken ve Suriye’de operasyonlarını sürdürürken bizim İsrail ile normalleşmemiz mümkün değil.’ yaklaşımını benimsediğini belirten Afacan, Trump ile Netanyahu’nun İsrail’in güvenliği konusunda aynı görüşü paylaşsalar da bunun nasıl sağlanacağı konusunda farklı düşündüklerini ifade etti.
İran meselesinin ise bu tablo içinde daha çok konjonktürel bir unsur olduğunu belirten Afacan, Trump’ın bakış açısına göre İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşmenin İran’ın bölgedeki nüfuz alanını daraltacağını söyledi.
Afacan, 17 Haziran’da imzalanan mutabakatın ilk maddesinde Lübnan dahil tüm cephelerde çatışmaların durdurulmasının öngörüldüğünü hatırlatarak, bu nedenle İran ile yaşanan gerilimin de azalmasının beklendiğini ifade etti. Lübnan, Filistin ve Suriye dosyalarının ise Trump’ın İsrail yaklaşımıyla ilgili olduğunu, doğrudan İran kaynaklı meseleler olmadığını söyledi.
Afacan, mutabakatın zaten kesin bir çözüm üretmeyeceğinin baştan belli olduğunu belirterek, nihai anlaşmanın hukuki zemine oturması ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla tescil edilmesi gerektiğini ifade etti.
Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin yalnızca Trump’ın açıklamalarıyla değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Afacan, İran’ın da süreci kolaylaştırmadığını söyledi. İran’ın savaş döneminde Hürmüz Boğazı’nı etkili biçimde kullandığını ve burada yeni bir statü oluşturmak istediğini dile getirdiğini belirten Afacan, buna rağmen Umman kıyılarından geçen gemilere saldırılar düzenlemesinin süreci zorlaştırdığını ifade etti.
Afacan, mutabakatta yer alan yükümlülüklerin mevcut şartlarda uygulanmasının da oldukça güç olduğuna dikkat çekti. İran’ın Hürmüz kozundan vazgeçmeyeceğinin, ABD’nin ise bu koz etkisiz hale gelmeden müzakere masasına oturmak istemeyeceğinin bilindiğini belirten Afacan, Washington’ın bu sayede İran’dan daha fazla taviz koparmayı hedeflediğini söyledi.
Trump’ın zaman zaman saldırıları artırıp zaman zaman durdurmasının Washington açısından avantaj sağladığını ifade eden Afacan, ABD Başkanı’nın şu aşamada kapsamlı bir savaşa ihtiyaç duymadığını düşündüğünü belirtti. Afacan, ‘Trump, dura dura İran’ı vurmanın Tahran’ı daha fazla yıpratacağını düşünüyor.’ dedi.
İran’ın ise başından beri ‘Savaşa da barışa da hazırız ancak ne savaş ne barış durumunu kabul etmiyoruz.’ yaklaşımını benimsediğini belirten Afacan, Trump’ın fiilen bu modeli İran’a dayattığını söyledi. Trump’ın yöntemini hukuki ve diplomatik açıdan doğru bulmadığını ifade eden Afacan, buna rağmen Washington’ın arkasındaki temel mantığın İran’ı yıpratmak olduğunu vurguladı.
İran’ın bugüne kadar direncini koruduğunu belirten Afacan, Tahran yönetiminin ABD’nin kara harekâtı düzenleyemeyeceği, yalnızca hava saldırıları gerçekleştirebileceği yönünde bir değerlendirme yaptığını söyledi. Ancak bu sürecin aynı şekilde devam etmesi halinde İran’ın kazançlı çıkmasının mümkün görünmediğini ifade eden Afacan, bu konunun İran’da da tartışıldığını dile getirdi.
Afacan, ABD ile İsrail arasında tarih boyunca zaman zaman görüş ayrılıkları yaşandığını belirterek, bunun Obama ve Biden dönemlerinde de görüldüğünü söyledi. Bugünkü İsrail politikasının temelinde ABD desteği bulunsa da iki ülkenin her konuda aynı düşündüğünü söylemenin doğru olmayacağını ifade eden Afacan, Trump ile Netanyahu’nun yaklaşımlarının da örtüşmediğini dile getirdi.
Afacan, ‘Bence Trump, politik olarak Netanyahu’dan nefret ediyor. Şahsi bir nefretten bahsetmiyorum ancak Netanyahu’nun Trump’ı zorlayan bir siyasi tavrı var. ABD’nin diplomatik beklentileri doğrultusunda hareket edilmesine izin vermeyen bir yaklaşım sergiliyor.’ dedi.
ABD’de kasım ayında, İsrail’de ise ekim ayında yapılacak seçimlerin kritik önem taşıdığını belirten Afacan, Trump’ın Netanyahu hakkında kullandığı ‘Savaş döneminde müthiş bir liderlik gösterdi.’ sözlerinin satır aralarının da dikkatle okunması gerektiğini söyledi. Afacan, Trump’ın bu ifadeyle aslında ‘Artık göstereceğin başka bir liderlik kalmadı.’ mesajını vermiş olabileceğini belirterek, ABD Başkanı’nın Netanyahu’nun görevde kalmasını istemediğini düşündüğünü ifade etti.
Trump’ın İsrail muhalefetindeki bazı isimlerin önünü açmaya çalışabileceğini savunan Afacan, Netanyahu’nun başbakanlık koltuğunu korumasına destek vermek yerine alternatif isimlere siyasi alan açmayı tercih edebileceğini söyledi. Trump’ın bir yandan İran’a yönelik saldırıları sürdürürken diğer yandan İsrail’i doğrudan çatışmanın dışında tutmaya çalıştığını belirten Afacan, Tel Aviv’in Washington’ın çizgisinin dışına çıkması halinde yeni bir gerilim yaşanabileceğini ifade etti.
İsrail’in ABD’nin beklentilerinin aksine İran’a yeni saldırılar düzenlemesi durumunda Tahran’ın bunu doğrudan İsrail’in inisiyatifi olarak değerlendirebileceğini belirten Afacan, böyle bir senaryoda Trump’ın sürecin dışında kalmayı tercih ederek İsrail’e siyasi mesaj verebileceğini söyledi.




