İbrahimi Dinani: Takvanın Derin Anlamı ve Önemi

İbrahimi Dinani, takvanın anlamını ve insanın kendini koruma çabasını derinlemesine ele alıyor.

Laricanî: Bismillahirrahmanirrahim

Değerli izleyiciler, kıymetli dostlar ve Marifet programının sadık takipçileri, Şeyh-i Ecel Sadi Şirazi’nin derin düşünceleri üzerine konuşmak için bir araya geldik. Bu programda, Üstat Dinani’nin derin yorumlarından faydalanarak takvanın anlamını irdeleyeceğiz.

Önceki sohbetimizde, Şeyh-i Ecel Sadi Şirazi’nin “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın.” (Haşr, 18) ayetinin tefsirine değinmiştik. Bu ayetten, “İttakullah” yani “Allah’tan sakının” ifadesinin, insanın kendini Allah’ın huzurunda görmesi gerektiğini ortaya koyduğunu anladık.

Günlük yaşamda, bir çocuk bile bizi izliyorsa günah işlememeye çalışırız. İnsanların yargılarından korkarız veya yasaların cezasından çekiniriz. Ancak, her an bizimle olan Allah’tan sakınmamız gerektiği gerçeği çoğu zaman göz ardı ediliyor. Varlık ve akıl açısından Allah’ın merkezinde olmalıyız ki işlerimiz düzenli gidebilsin. Aksi takdirde, bireysel, ailevi ve toplumsal hayatımızda sorunlar yaşarız. Şimdi, eğer bu şekilde devam edersek ne olacak?

Üstat Dinani: Bismillahirrahmanirrahim. Sorunuz basit gibi görünse de, insanlık tarihi boyunca verilebilecek en derin cevabı içeriyor. Takva, insanın Allah’ın her an kendisiyle olduğunu idrak etmesiyle başlar. Allah’ı dikkate almayan ve O’nun hazır ve nazır olduğunu kavrayamayan bir kişi, takvalı olamaz ve ne isterse onu yapar. “Muttaki” ya da “takvalı” demek, sakınan demektir. İzin verirseniz, takva kelimesinin kökenine biraz değineyim.

Takva, “vekaye” kökünden türetilmiştir. Vekaye, sakınmak, korumak anlamına gelir. Takva, insanın kendini koruması demektir. Peki, eğer takva kendini korumaksa, insan kendini nasıl korur? Oturmalı mı, yatmalı mı yoksa ayakta mı durmalıdır? Kendini korumak ne anlama gelir? Eğer insan kendini koruyamazsa, takvanın ne anlamı kalır? Takva, insanın kendini koruyamayabileceği varsayımına dayanır ve bu çabaya işaret eder. Örneğin, bir ağaç kendini koruyamaz; ne yapması gerekiyorsa onu yapar. Bir sinek de öyle, bir taş da. Peki, insan ne yapabilir? İnsan, bir ağaç, sinek veya taş gibi midir?

Deniz, dalgalanır; dağ, sağlam durur. Cansız varlıklar, cansızlıklarını yaşar. Bitkiler açar ve güzel kokular yayar. Peki insan ne yapar? İnsan, insanlık yapar. Ama “insanlık yapmak” ne demektir? Dağ, dağlığını yapar; deniz, denizliğini yapar. Çünkü bunların mahiyeti bellidir. Peki insanın mahiyeti nedir? Cebrail, Cebrailliğini yapar; deniz, denizliğini yapar. Ancak insanın ne yapabileceğini kimse öngöremez. Neden? Çünkü diğer varlıkların mahiyeti bellidir ve o mahiyetin dışına çıkamazlar. Ama insanın mahiyeti belirsizdir ya da belki de yoktur.

Laricanî: “İnsan konuşan hayvandır” denmiştir.

Üstat Dinani: Bu yalnızca mantıksaldır. Büyük filozof İbn Sina da bunun mantıksal bir tartışma olduğunu belirtmiştir. İnsanın “iştikaki mahiyeti” bizim için belirsizdir. İbn Sina, insanı “konuşan”, “iktisadi”, “siyasi”, “toplumsal” bir varlık olarak tanımlamanın mantıksal olduğunu, ancak insanın gerçek mahiyetinin meçhul olduğunu ifade etmiştir. Bugün egzistansiyalistler de benzer görüşleri savunuyor.

İnsanın ya mahiyeti yoktur ya da mahiyetinin ne olduğunu biz bilmiyoruz. Her an her şeyi yapabilme kapasitesine sahip olan bir varlık olarak insan, öngörülebilir değildir. 70 yıl bir mabette ibadet eden birinin bir an sonra ne yapacağını tahmin edebilir misiniz? O kişi bir anda tüm geçmişini silip süpürebilir. Veya 70 yıl boyunca günah işleyen biri bir anda tamamen değişebilir. Takva, kendini tanımaktır. İnsanın kendini hazırlaması, neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğini bilmesi çok önemlidir.

Olan veya olmayan şeyler üzerine konuşabiliriz. Peki, olması gereken şeyleri nereden bulacağız? “Olmalıdır” veya “olmamalıdır” dediğimiz şeyler idealdir. Gerçekler ve idealler arasında bir ayrım vardır. Diğer varlıkların ideali yoktur; onlar ne iseler odurlar. Ancak insan, ideal sahibi bir varlıktır. Burada “yapılmalıdır” veya “yapılmamalıdır” meselesi gündeme gelir.

Bir örnek vermek gerekirse; ariflerden biri şöyle der: “Hayvanlara bakın, onlar hayatta kalabilmek için son nefeslerine kadar çaba gösterirler.” Bir hayvan, hayatta kalmak için ne yapar? Gücünün yettiği kadar ölmemek için çaba gösterir. Peki, insan hayatta kalmak için elinden gelen her şeyi yapar mı? Bazen hayatta kalma, zilletle sonuçlanacaksa “ben zilleti kabul etmem” diyerek bunu yapmayabilir. Birçok kişi, zillete düşmemek için ölümü kabullenir. Varlıklar hayatta kalabilmek için çaba gösterirken, insan bazen bu çabayı göstermeyebilir. İmam Hüseyin, izzetli bir ölümün zillet içinde yaşamaktan daha değerli olduğunu söyler.

Üstat Dinani: Evet, bu sadece Müslümanlar için değil, izzet ve şeref sahibi herkes için geçerlidir. İnsan, ideallerine uymayan bir hayatı istemez çünkü bir “benlik” ve “kendisi” vardır. Kendini korumak, takvanın özüdür. Kendini korumazsan düşersin. Takva, sizi korur.

Kendinizi ne zaman koruyorsunuz? Kendinizi, Allah’ın huzurunda hazır hale getirdiğinizde. Allah her yerde hazırdır, ama kendinizi kendiniz için çağırabilir ve hazır hale getirebilirsiniz. Kendinizi ihzar etmek, sadece kendinize ait bir meseledir. Dünyanın hiçbir gücü, insanı kendisinden başka bir yerde bulunduramaz. Eğer ben bir kimliğimin olduğuna inanıyorsam, bu kimliği benden alacak hiçbir güç yoktur. Takva burada anlam kazanır. Kendimi hazır hale getirdiğimde, takva sahibi olurum ve zillete düşmem.

Laricanî: Üstat, burada iki soru gündeme geldi. Daha önce “insan tarif edilemez” demiştiniz.

Üstat Dinani: Evet, henüz bir tarifi yapılamadı.

Laricanî: Ama şu anda siz insana dair bir tarif yapıyorsunuz.

Üstat Dinani: Bu, insanın mahiyetine dair bir tarif değil. Ben insanın özelliklerinden bahsediyorum. Ancak yine de, hâlâ bilinmeyen özellikleri olabilir. “İnsan konuşan bir hayvandır” demek bir tariftir. Ama bu, insanın tüm özelliklerini kapsamaz.

İnsan, kendisini kendinde hazır kılmalıdır. Bu, çeşitli boyutları olan bir meseledir. İnsan, kendini kendine hazır kılmakla kalmaz; aynı zamanda Allah’ın huzurunu da idrak etmiş olur. Eğer ben bir insan olarak kendi kendimde hazır değilsem, Allah’ın huzurunu idrak edebilir miyim?

Laricanî: Kendini bilen Rabbini bilir.

Üstat Dinani: Evet, doğru! Şimdi ikinci bir soruya geçelim: Eğer ben kendimde hazır olmazsam, âlem benim için hazır olabilir mi?

Laricanî: Hayır, asla olamaz.

Üstat Dinani: Evet, ancak ben âlem için var olduğumda, âlem de benim için var olabilir. Ben âlemde yaşıyorum ama öncelikle âlem benim içimde bulunuyor. Yani ben, benim içimde olan âlemde yaşıyorum. Eğer bu âlem bende hazır olmasaydı, ben orada olamazdım. Bu durumda benim orada bulunmamın bir anlamı olmazdı. Ben, bende hazır olan bir âlemde yaşıyorum. Âlim olan ama kendini tanımayan birinin âlem hazır olabilir mi? Kendini tanımayan biri için âlem yoktur. Kendini tanıyan biri için ise âlem vardır. Kendinde huzuru olmayan bir kimse için âlemin de huzuru yoktur.

Felsefe, mesele sahibi olmaktır. Mesele sahibi olmayan biri filozof değildir. Tıpkı bir bilgisayar gibi, tüm felsefe kitaplarını ezberlemiş olsanız bile, bir meseleniz yoksa filozof olamazsınız. Mesele sahibi olmak, bir şeyin sizde doğmasıdır. Felsefe insanın içindedir, dışarıda değildir. Filozof, felsefesi içinde olan kimsedir. Dışarıdan gelen meseleler, ancak insanın içinde doğduğunda mesele haline gelir. Kendini kendinde hazır bulmadıkça mesele sahibi olamazsınız. Eğer kendi kendimde hazır olamazsam, takvanın hiçbir anlamı kalmaz.

Bir hafta önce Sadi’den çok anlam dolu bir mısra okumuştunuz. “Furu uftade” (düşmüş) veya “gom şode” (kaybolmuş) ifadesi, nehyedilmiş şeylere düşmüş veya kaybolmuş olanı ifade eder. Eğer bir kimse kendi kendinde hazır olmazsa, “gom şode der menahi”dir. Yani günahların içinde kaybolmuş birisidir. Takva için, insanın kendi kendisinde hazır olması şarttır. Düşünmek de buna dahildir. Eğer insan kendi kendinde hazır olmazsa düşünemez. Başkasının fikriyle düşünemezsiniz. Düşünce, ancak sizin zihninizin bir parçası olduğunda sizin düşünceniz olur. Kendinizi hazır bulduğunuzda, takva da anlam kazanır. Takva; korunma, sakınma demektir. Kendinizi koruyarak “menahiye” düşmenizi önlüyorsunuz.

Laricanî: Kısa bir ara verelim.

Üstat Dinani: Evet, insan henüz tarif edilememiştir. Kendini tarif edebilmenin yolu, kendini bulmaktır. Eğer kendinizi bulamazsanız, ne Allah’ı tarif edebilir ne de varlığı tarif edebilirsiniz. Bu durumda takvanın da bir anlamı kalmaz.

Laricanî: İkbal Lahori’nin dediği gibi, “Eğer benliğinin altından çıkıp yükselerek Allah’ı istersen, kendine daha fazla yaklaş.” Kendini Allah’ın huzurunda görmek, insanın kendini kendinde hazır kılmasının yoludur. Peki, bunun yolu nedir?

Üstat Dinani: İçsel teemmül ve murakabe çok önemlidir. Murakabe, kendine dikkat etmek demektir. Kendini boş verme, kendine dikkat et. Dışarıya baktığın kadar, bir an da olsa kendi içine bak. Kim olduğunu gör. Murakabe ile teemmül, birbirini tamamlar.

Laricanî: İbn Sina “varlıkta teemmül edin” diyor.

Üstat Dinani: Evet, “fe’teemmel fi’l-vücûd” diyor. Varlık üzerine teemmül edilir; çünkü varlığın mahiyeti yoktur. Varlıkta huzur bulmak, Allah’ın huzurunu idrak etmektir. Varlık sahasına girdiğinizde, kendinizi hiç gibi hissedersiniz.

Laricanî: Gönül ve ruh levhamda hiçbir şey yoktur, sevgilinin elif endamından gayrı.

Üstat Dinani: Ne yapmalıyız? “Feteemmel.” İbn Sina bin yıl önce size cevap vermiştir. Varlıkta teemmül ettiğinizde, Allah’ın huzurunu hissedersiniz, kendinizi hazır bulursunuz ve takva elde edersiniz. Bu durumda “menahiye” düşmezsiniz. Kendinizi bulduğunuzda özgürlüğünüzü de anlarsınız. Gerçek özgürlük, kendinizi bulduğunuz zamandır. Eğer kendinizi bulamazsanız, tüm dünyayı da alsanız özgür değilsiniz. Özgürlük, kendinize ulaştığınızda gerçekleşir.

İnsan, kendini özgür bulmadıkça mükellefiyetini yerine getiremez. Kendini özgür bulduğunuzda, kendinizi kendinde hazır bulursunuz. Bu, takvanın anlamıdır. Kendinizi hazır bulduğunuzda, Allah’ın huzurunu da idrak edersiniz. Takva, sizi korur ve her şey sizin için hazır olur.

Laricanî: Evet, Sadi de diyor ki, “Kendinden utan, Hak Teâlâ hazırken benden mi utanırsın?” Allah’ın hazır olduğunu bilmek çok önemlidir. Kendinde hazır olduğun zaman, Allah’ın da hazır olduğunu idrak edersin.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu