Kassam ve Hizbullah İttifakının Derin Tarihçesi
Kassam ve Hizbullah arasındaki işbirliğinin kökleri ve stratejik ilişkileri ele alınıyor.
İslami Analiz / Haber Merkezi
Lübnan ve Filistin direniş hareketleri arasındaki askeri ve stratejik işbirliğinin kökleri, 1970’lerden günümüze kadar uzanan derin bir tecrübe aktarımına dayanmaktadır. Bu süreç, bilinenin aksine, hiyerarşik bir yapıdan ziyade, ortak bir varoluş mücadelesinin entegrasyonu ile şekillenmiştir.
Lübnanlı gazeteci ve jeopolitik analist Abbas Feniş, iki cephe arasındaki tarihsel tecrübe paylaşımının ve bölgesel askeri koordinasyonun bilinmeyen yönlerini aktardı.
Filistin ve Lübnan direnişleri arasındaki ilişki, Hizbullah veya Hamas gibi yapıların resmi kuruluşuyla başlamamıştır. İlk tecrübe aktarımı, 1970’lerde Filistin’den Lübnan’a doğru gerçekleşmiştir. O dönemde, Lübnan Ulusal Direniş Cephesi (Cammul) gibi sol ve milliyetçi Lübnanlı partiler, Lübnan’da bulunan Filistinli fedailerin askeri tecrübelerinden yararlanmıştır. 1982’de İsrail’in Lübnan’ı işgali ile bu işbirliği bir süreliğine kesintiye uğramıştır.
Hizbullah’ın ortaya çıkmasıyla birlikte, Filistin meselesi örgüt için bir dış politika malzemesi olmaktan çıkmış ve merkezi bir dava haline gelmiştir. Bu ilişkinin askeri alandaki en önemli mimarlarından biri, İmad Muğniye’dir. Birinci İntifada döneminde, Muğniye gibi birçok kadro, El-Fetih saflarında yer alarak önemli saha tecrübeleri edinmiştir. 1991 yılında Şehit Seyyid Abbas el-Musavi’nin Hizbullah Genel Sekreteri olmasıyla birlikte, Filistin dosyası örgütün öncelikleri arasına girmiştir.
1996’daki “Gazap Üzümleri” harekâtı, Hizbullah ile Kudüs Seriyyeleri ve Hamas arasında operasyonel altyapının kurulmasını sağlayan ilk gerçek sınav olmuştur. Ancak asıl kırılma, 2000 yılında İsrail’in Güney Lübnan’dan çekilmesiyle yaşanmıştır. Dönemin Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın tarihi “Örümcek Ağı” konuşması, aslında Filistin’e yönelik bir mesaj niteliği taşımaktaydı. Bu konuşma ve Ariel Şaron’un Mescid-i Aksa baskını, İkinci İntifada’nın fitilini ateşlemiştir. Bu süreçte, Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin desteğiyle Hamas’tan Halil Meşal ve İslami Cihad’dan Ramazan Abdullah Şallah’ın katılımıyla Şam’da ortak bir “Operasyon Odası” kurulmuştur.
Ağustos 2005’te İsrail’in Gazze’den çekilmesi, Hamas’ın Gazze’deki varlığını pekiştirmiştir. Bu gelişmenin hemen ardından, Şam’da üst düzey liderlerin katıldığı bir toplantı gerçekleştirilmiş ve Hizbullah’ın askeri deneyimlerinin Gazze’ye aktarılması süreci başlamıştır. Bu koordinasyonun en çarpıcı sonuçlarından biri, İsrail askeri Gilad Şalit’in esir alınması olmuştur.
Şalit operasyonu, Hizbullah’ın Lübnan’da gerçekleştirdiği ancak başarısız olan “Gacar Operasyonu”ndan çıkarılan derslerle şekillenmiştir. Kassam komutanları, Gacar’daki hatayı İmad Muğniye’den dinleyerek, aynı hatayı tekrarlamadan operasyonu başarıyla tamamlamışlardır. Şalit’in esir alınmasının ardından, İsrail Gazze’ye ağır bir operasyon başlatmıştır. Kasım Süleymani, İmad Muğniye ve Halid Meşal gibi isimler Şam’da bir araya gelerek stratejiler geliştirmiştir. Bir süre sonra Hizbullah’ın da esir alma operasyonu gerçekleştirilmiş ve bu durum 2006 Lübnan Savaşı’nın patlak vermesine neden olmuştur.
14 Ağustos 2006 akşamı ateşkes sağlandığında, İmad Muğniye, “Şimdi Hamas’a, Gazze’ye deneyim aktarma zamanı başlıyor, çünkü bir sonraki tur Gazze’de olacak” demiştir. 2006’nın tüm dersleri Gazze’ye aktarılmış ve geniş çaplı bir çalışma başlatılmıştır.
Tecrübe aktarımı tek yönlü olmamıştır. 2014 yılında Gazze’de 52 gün süren savaşta, Kassam Tugaylarının sergilediği zırhlı araç taktikleri ve manevra kabiliyeti, Lübnan Direnişi tarafından incelenmiştir. Hizbullah’ın önemli askeri komutanları, Gazze’deki çatışmaları detaylı bir şekilde analiz etmişlerdir. Bu süreçte, Yahya Sinvar ile askeri kanadın başındaki Muhammed Dayf’ın liderliğinde, işbirliğinde önemli bir sıçrama yaşanmıştır. 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı operasyonu, bu entegrasyonun yeni bir boyut kazanmasına neden olmuştur. Aksa Tufanı başladığında, Lübnan Direnişi Gazze’deki kara manevralarını anlık olarak takip etmiştir.
Abbas Feniş, iki direniş hattı arasındaki ilişkinin “emir veren ve uygulayan” şeklinde değil, birbirini tamamlayan entegre bir yapıda olduğunu vurgulamaktadır. Direnişlerin varlık sebebinin aynı merkezi dava olduğunu belirten Feniş, bu durumun mezhepçi veya bölgesel dar kalıplara girmeden, direniş ekseninin meşruiyetini sağladığını ifade etmektedir. Bu savaş sürecinin farklı yansımaları olacağını ve halkların bu durumu sindiremeyeceğini dile getirmiştir.




