Babülmendep’te askerî tırmanış bölgesel dengeleri zorluyor

Babülmendep çevresinde Yemen güçlerinin ilerleyişi, Kızıldeniz’de deniz güvenliği ve bölgesel güç dengeleri açısından yeni riskleri gündeme taşıdı.

Yemen’de Sana güçleri ile Suudi Arabistan destekli kuvvetler arasındaki çatışmalar, uzun süren görece sakinliğin ardından yeniden geniş kapsamlı bir askerî mücadeleye dönüştü. Batı Sahili’nde hız kazanan operasyonlara paralel olarak Suudi Arabistan’daki bazı tesisler ve ülkeye ait gemiler de hedef alındı.

Çatışmaların ağırlık merkezi, Kızıldeniz’e açılan Yemen’in batı kıyısında bulunuyor. Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin Babülmendep Boğazı yönünde ilerlemesi, Aden merkezli ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen güçleri kritik bölgelerdeki mevzilerini korumak için savunmaya itti. Bu gelişmeler, Sana ile Riyad arasında 2022’de yürürlüğe giren ateşkesin ardından yaşanan yıllar süren nispi sakinliğin sona erdiğine işaret ediyor.

Gerilimin son günlerde yeniden tırmanmasında, Suudi Arabistan’ın Sana Havalimanı’na düzenlediği saldırının etkili olduğu belirtildi. Saldırının, hastalar ve mahsur kalan kişilerin yanı sıra Şehit Lider Seyyid Ali Hamaney’in cenaze törenine katılan Yemen heyetini taşıyan İran uçağının inişini engellemeyi amaçladığı aktarıldı. Sana yönetimi ise bu adımı, “tırmanışa tırmanışla, kuşatmaya kuşatmayla karşılık verme” anlayışının gerekçesi olarak sundu.

Muha’dan Babülmendep’e uzanan ilerleyiş

Yemenli askerî kaynakların Reuters’a verdiği bilgilere göre, Sana güçlerinin Taiz vilayetinin batı kıyısındaki Muha kentini ele geçirmesi, son günlerdeki en önemli saha gelişmesi oldu. Babülmendep Boğazı’na yaklaşık 80 kilometre uzaklıktaki Muha, boğaza ulaşan güzergâh üzerindeki konumu nedeniyle stratejik önem taşıyor.

İlerleyişin kentle sınırlı kalmadığı, güçlerin güneye yönelerek Kızıldeniz’deki ada ve kıyı bölgelerine ulaştığı bildirildi. Haniş Adaları’nın yanı sıra Zukar Adası, Babülmendep’in merkezinde yer alan Meyyun veya Perim Adası ile Büyük Haniş ve Küçük Haniş’in de operasyonların kapsamına girdiği aktarıldı. Bu süreçte Suudi Arabistan destekli güçlerin bazı mevzilerden çekildiğine dair haberler yayımlandı.

Aden hükümetinden bir yetkiliye dayandırılan medya haberlerinde, Babülmendep çevresinde Suudi Arabistan destekli kuvvetlerin elinde kalan son noktaların da kaybedildiği öne sürüldü. Böylece mücadele, tek bir sahil kentinin kontrolünden çıkarak dünyanın en kritik deniz geçişlerinden birinin çevresindeki ada ve mevzilerin hâkimiyetine taşındı.

Babülmendep, Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlıyor. Asya ile Avrupa arasındaki ticaret ve enerji taşımacılığının ana güzergâhlarından biri olan boğaz çevresindeki kontrol değişikliği, uluslararası deniz ulaşımına ilişkin kaygıları artırıyor. Sana yönetimi ise operasyonların belirli tarafları hedef aldığını ve genel olarak uluslararası ticaret gemilerini kapsamadığını savunuyor.

Batı Sahili’ndeki gelişmeler, Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin hızlı ve geniş kapsamlı bir karşı saldırı yürütebildiğini gösterdi. Hudeyde’nin güneyi ile Taiz’in batısından başlayan ilerleyişin Muha, Zubab, Babülmendep ve stratejik adalara kadar uzanması, çatışmanın sınırlı operasyonlardan çıkarak bölgenin askerî, ekonomik ve jeopolitik kontrol hatlarını yeniden belirleme mücadelesine dönüştüğünü ortaya koydu.

Savunma hatlarının çöküşü

Suudi Arabistan destekli güçler daha önce Muha’nın güneyinden Zubab yönüne yeniden konuşlandıklarını duyurmuş ve bu adımı “taktiksel yeniden mevzilenme” olarak tanımlamıştı. Ancak Sana güçlerinin kısa süre içinde gerçekleştirdiği ilerleme ve mevzilerin art arda el değiştirmesi, bu geri çekilmenin Batı Sahili’nin geniş bir bölümünde kontrol kaybına yol açtığını gösterdi.

Siyasi ve askerî meseleler uzmanı Tuğgeneral Mucib Şemsan, El Meyadin’e yaptığı değerlendirmede Sana’nın bölgede güçlü bir nüfuz, istihbarat erişimi ve kapsamlı bir bilgi üstünlüğü kurduğunu söyledi. Şemsan’a göre hassas saldırılar, doğru araçlarla ayrıntılı istihbaratın bir araya gelmesi sayesinde mümkün oldu ve karşı tarafta operasyonel felç meydana getirdi.

Bu değerlendirmeler, sahadaki sonuçların yalnızca ateş gücüyle açıklanamayacağını gösteriyor. İstihbarat toplama kapasitesi, karşı tarafın konuşlanmasındaki açıkların değerlendirilmesi ve birbirini izleyen geri çekilmeler, Sana güçlerinin ilerleyişini hızlandıran unsurlar arasında bulunuyor.

Babülmendep bölgesel mücadelenin odağında

Yemen’deki yeni tırmanış, İran ile ABD arasındaki askerî gerilimin sürdüğü ve deniz ticaret yollarının daha hassas hâle geldiği bir dönemde yaşanıyor. ABD’nin İran’a yönelik saldırıları nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki ulaşımın aksaması, Babülmendep’in enerji piyasaları ve küresel ticaret açısından önemini daha da artırdı.

Hürmüz ve Babülmendep’in aynı dönemde baskı altında kalması, petrol taşımacılığı ile uluslararası ticaret üzerindeki risklerin büyüyebileceği endişesini doğuruyor. Reuters’ın aktardığı değerlendirmelerde, Babülmendep’in etkili biçimde kullanılamaması ile Hürmüz’deki sorunların eş zamanlı yaşanmasının küresel petrol ve deniz taşımacılığı piyasalarına yönelik baskıyı artırabileceği belirtildi. Arz kaygıları nedeniyle Brent petrolünün varil fiyatının 100 doların üzerine çıktığı da aktarıldı.

Sana, uluslararası deniz ulaşımının güvenliğini garanti ettiğini ve kısıtlamaların yalnızca Suudi Arabistan’a ait veya bu ülkeyle bağlantılı gemileri kapsadığını açıklıyor. Bu durum, petrol ihracatının bir bölümünü Hürmüz Boğazı dışındaki güzergâhlara yönlendirmek için Kızıldeniz’e ihtiyaç duyan Riyad açısından önemli bir baskı oluşturuyor.

ABD’nin olası tutumu

İngiliz gazetesi The Guardian, Yemen güçlerinin Kızıldeniz kıyısının geniş bölümünde kontrol sağlamasını ABD ve Suudi Arabistan açısından “stratejik bir felaket” olarak nitelendirdi. İsrail medyasında yayımlanan değerlendirmelerde de Muha’nın ele geçirilmesi ve Sana güçlerinin kıyıdaki kontrol alanını genişletmesi, deniz ulaşımı bakımından önemli bir gelişme olarak yorumlandı.

İsrail Ordu Radyosu, Sana güçlerinin Babülmendep üzerindeki hâkimiyetini güçlendirmesinin İsrail bağlantılı deniz taşımacılığı açısından risk yaratabileceğini belirtti. Bazı İsrail medya kuruluşları, Muha’nın konumunun Kızıldeniz’in girişinde gemilerin izlenmesine ve operasyon hazırlığı yapılmasına imkân verebileceğini savundu.

Gazze’ye destek amacıyla yürütülen savaş sırasında Sana’nın İsrail bağlantılı gemileri hedef alması ve Eilat Limanı’na yönelik saldırıları sonrasında limandaki ekonomik faaliyetlerin zarar gördüğü, gemi trafiğinin de önemli ölçüde gerilediği ifade edildi. Washington açısından ise Sana’nın boğaz üzerinde daha güçlü bir denetim kurması, İran’la yürütülen müzakerelerde ABD üzerindeki baskıyı artırabilecek ve enerji fiyatlarını yukarı çekebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Reuters’a konuşan üç kaynak, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın geçen perşembe ABD Başkanı Donald Trump’ı arayarak askerî destek istediğini aktardı. Aynı kaynaklara göre Trump, doğrudan askerî müdahalede bulunulmayacağını, ancak istihbarat desteği verilebileceğini bildirdi. Bu tutumun gerekçesi, Amerikan askerî kapasitesinin İran cephesine yoğunlaşması olarak gösterildi.

Washington’ın nihai kararının sahadaki gelişmelere göre şekillenebileceği belirtiliyor. ABD’nin daha önce Umman arabuluculuğuyla sağlanan ateşkesin ardından Yemen’e yönelik saldırıları durdurduğu açıklanmıştı. Bu nedenle Suudi Arabistan ve ABD’nin daha önce karşı karşıya kaldığı bir güçle yeniden doğrudan savaşa girmesi, Amerikan ordusu açısından yeni ve yüksek maliyetli bir cephe anlamına gelebilir.

Çatışmanın Suudi Arabistan’a yayılma riski

El Meyadin’in Yemen Büro Müdürü, savaşın uzaması hâlinde Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin Suudi Arabistan’ın iç bölgelerine kadar uzanabilecek çeşitli senaryolar üzerinde çalıştığını söyledi. Böyle bir ihtimal, çatışmanın Yemen sınırlarıyla veya daha önce hedef alınan Suudi bölgeleriyle sınırlı kalmayabileceği anlamına geliyor.

Sana’nın füze ve insansız hava aracı kapasitesi ile önceki savaşlardan edindiği deneyim dikkate alındığında, gerilimin artması Suudi Arabistan’daki petrol tesisleri, limanlar ve kritik altyapının da hedef hâline gelmesi riskini taşıyor. Sana yönetimi bu konuda daha önce birçok kez uyarıda bulundu.

Riyad’ın Aden güçlerinin kaybettiği bölgeleri geri almak için kapsamlı bir askerî operasyon başlatması da yeni ve maliyetli bir cephe açabilir. Böyle bir adımın, Sana’nın Suudi Arabistan’ın iç kesimlerine yönelik saldırıların kapsamını genişleterek karşılık vermesine yol açabileceği değerlendiriliyor.

Savaşın geleceğine ilişkin senaryolar

Mevcut tablo, çatışmanın yönüne ilişkin birkaç olasılığı gündeme getiriyor. İlk ihtimal, Suudi Arabistan destekli güçlerin saflarını yeniden düzenleyerek Muha ve Babülmendep çevresindeki mevzileri geri almak için karşı saldırı başlatması.

İkinci senaryoda Yemen Silahlı Kuvvetleri, elde ettiği kazanımları kalıcı hâle getirerek Babülmendep ve çevresindeki adaları Suudi Arabistan ile ABD’ye karşı askerî ve siyasi baskı unsuru olarak kullanabilir. Üçüncü ihtimal ise Hürmüz Boğazı’ndaki istikrarsızlığın sürmesi hâlinde savaşın Suudi Arabistan’ın iç bölgelerine taşınması.

Sana’nın Muha, Zubab, Meyyun, Haniş ve Zukar’daki mevzilerini koruması, Kızıldeniz’deki nüfuz haritasını önemli ölçüde değiştirebilir. Bu durumda Babülmendep, uzun yıllar sonra doğrudan bölgesel güç mücadelesinin merkezlerinden biri hâline gelecek.

Yemen’deki çatışma artık yalnızca Sana ile Riyad arasında yeni bir savaş turu olarak değerlendirilmiyor. Süreç, Kızıldeniz’deki güç dengesinin ve Sana’nın hızlı askerî kazanımlarını kalıcı bir siyasi ve askerî gerçekliğe dönüştürme kapasitesinin sınandığı daha geniş bir mücadeleye dönüşüyor.

El Meyadin’e konuşan Sana Ulaştırma Bakanlığı kaynaklarından biri, 73 geminin iki gün içinde Babülmendep’ten geçtiğini bildirdi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu