Damar Yaşı Uyarısı: Kalpteki Gizli Tehlikeler

Kalp sağlığı, damar yaşı ile belirleniyor. Türkiye’de kalp hastalıkları alarm veriyor, uzmanlar görüşlerini paylaşıyor.

Türkiye’de her üç ölümden biri kalp ve damar hastalıkları nedeniyle gerçekleşiyor. 2025 yılında 491 bin 684 kişi hayatını kaybederken, bu ölümlerin %34,7’si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Yaklaşık 170 bin 600 kişi, kalp ve damar hastalıkları yüzünden yaşamını yitirdi. Hipertansiyon, obezite, hareketsizlik ve tütün kullanımı gibi risk faktörleri, damarların zamanla sessizce yaşlanmasına yol açıyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nurcan Arat, kalp sağlığında takvim yaşının yanı sıra damar yaşının da belirleyici olduğunu vurguluyor.

Prof. Dr. Arat, “Damarlarımız kimlik kartımıza bakmaz” diyerek, takvim yaşı ile damar yaşının her zaman örtüşmediğine dikkat çekiyor. Örneğin, 45 yaşındaki bir bireyin damarları, 65 yaşındaki birinin damarları kadar yaşlanmış olabilir. Buna karşın sağlıklı yaşam alışkanlıkları benimseyen 70 yaşındaki bir kişinin damar sağlığı, beklenenden daha iyi olabilir. Bu nedenle kardiyolojide artık yalnızca takvim yaşını değil, damar yaşını da dikkate alıyoruz,” şeklinde konuştu.

Kalp ve damar hastalıklarının Türkiye’deki yaygınlığı ve toplum sağlığına etkileri üzerine de değerlendirmelerde bulunan Arat, kalp krizinin genellikle bir günde gelişmediğini, aksine yıllar süren sessiz bir süreç sonucunda ortaya çıktığını belirtti. Türkiye’de her üç ölümden birinin dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandığını ifade eden Arat, bu durumun kalp ve damar hastalıklarının sadece kardiyologları ilgilendiren bir sorun olmadığını, aynı zamanda ülkenin en önemli halk sağlığı sorunlarından biri haline geldiğini vurguladı.

Bu yüksek ölüm oranının yalnızca nüfus yaşlanması ile açıklanamayacağını söyleyen Arat, “Yaş ilerledikçe risk artıyor; ancak asıl sorun damarlarımızın takvim yaşımızdan daha hızlı yaşlanmasıdır. 45 yaşındaki birinin damarları, biyolojik olarak 60 yaşındaki birinin damarları kadar etkilenmiş olabilir. Bunun temel nedeni, yıllar içinde biriken yaşam tarzı riskleridir. Türkiye son otuz yılda önemli bir epidemiyolojik geçiş yaşadı. Enfeksiyon hastalıklarının yerini kronik hastalıklar aldı; beslenme alışkanlıklarımız, çalışma biçimimiz ve günlük yaşamımız da değişti,” dedi.

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, hipertansiyon, obezite ve diyabet gibi kardiyovasküler risk faktörleri Türkiye’de yaygın. Kalp krizlerinin çoğunun ani gelişen olaylar değil, yıllar boyunca biriken ve çoğu zaman sessiz ilerleyen risk faktörlerinin sonucu olduğunu belirten Arat, yüksek tansiyonun dünya genelinde kardiyovasküler ölümlerin en önemli risk faktörü olduğunu ifade etti. Hipertansiyonun genellikle belirti vermediği için “sessiz katil” olarak adlandırıldığını hatırlattı. Sigara ve diğer tütün ürünleri, yüksek LDL kolesterol, diyabet, obezite ve hareketsizlik gibi unsurların kalp krizi ve inme riskini artırdığını da sözlerine ekledi.

Kalp krizlerini önlemenin mümkün olup olmadığı sorusuna yanıt veren Arat, koruyucu kardiyoloji yaklaşımının kalp krizini tedavi etmekten daha önemli olduğunu belirtti. Bunun için geniş bir halk sağlığı yaklaşımına ihtiyaç olduğunu, tütün kontrolünden sağlıklı beslenmeye kadar birçok faktörün devreye girmesi gerektiğini ifade etti. Kalp ve damar hastalıklarının kader olmadığını vurgulayan Arat, genetik yatkınlığın önemli olduğunu ancak kalp krizlerinin büyük çoğunluğunun değiştirilebilir risk faktörleri ile ilişkili olduğunu söyledi.

Son yıllarda genç yaşta kalp krizi haberlerinin artış göstermesi üzerine de değerlendirmelerde bulunan Arat, toplumda iki farklı görüşün bulunduğunu belirtti. Bir grup, genç yaşta kalp krizlerinin arttığını düşünürken, diğer grup bunun sosyal medyanın oluşturduğu bir algı olduğunu savunuyor. Bilimsel verilerin ise bu iki görüşün ortasında yer aldığını ifade eden Arat, hem görünürlüğün arttığını hem de bazı risk faktörleri nedeniyle genç erişkinlerde kalp-damar hastalıkları açısından gerçek bir risk artışının söz konusu olduğunu belirtti.

Gençlerin yaşam tarzındaki değişikliklerin damar yaşlanmasını hızlandırdığını söyleyen Arat, fiziksel aktivitenin azalması, ekran başında geçirilen sürenin artması ve obezite gibi faktörlerin etkili olduğunu belirtti. Ayrıca, nargile ve elektronik sigara kullanımının gençler için önemli bir risk oluşturduğunu ifade eden Arat, nargile dumanının yüksek miktarda karbon monoksit ve toksik kimyasallar içerdiğini ve bu durumun damar sağlığını olumsuz etkilediğini vurguladı.

Gençlerde genetik yatkınlığın da önemli bir risk faktörü olduğunu söyleyen Arat, ailevi hiperkolesterolemi gibi kalıtsal lipid bozukluklarının erken yaşta kalp hastalığına yol açabileceğini belirtti. Genç bireylerde belirgin risk faktörleri olmasa bile, güçlü bir aile öyküsü varsa ayrıntılı kardiyovasküler değerlendirme yapılması gerektiğini ifade etti. Ayrıca, lipoprotein(a) yüksekliğinin de önemli bir risk faktörü olduğunu ve bu durumun erken yaşta koroner arter hastalığı riskini artırabileceğini sözlerine ekledi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu