Zulme Karşı Kur’an’da Affetmenin Önemi ve Yöntemleri

Kur’an, zulme karşı nasıl davranmamız gerektiğini ve affetmenin önemini vurguluyor.

Yeni Şafak / Mahmut Ay

Zulme karşı nasıl davranmalıyız?

Günümüzde zulüm ve haksızlıklarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Hayatımız boyunca farklı şekillerde bu tür olumsuzluklara maruz kalabiliyoruz. Peki, bu durumlarla karşılaştığımızda nasıl bir tutum sergilemeliyiz? Kur’an-ı Kerim’de bu soruya dair önemli bir yanıt bulunmaktadır: “Allah, kötülüğün sözle ifade edilmesini bile sevmez; ancak zulme uğrayan kişi hariç. Allah her şeyi duyar ve görür” (Nisâ 4/148).

Bu ayette, Yüce Allah’ın kötülüğü eylem olarak değil, sözle bile ifade edilmesini istemediği belirtilmektedir. Ancak zulme uğrayan kişilerin, yaşadıkları haksızlıkları dile getirmelerine izin verilmektedir. Böylece, mazlum olan bireylerin zalimlere beddua etmesi ve yaşadıkları zulmü başkalarına duyurması mümkün hale gelmektedir. Ayetin sonunda “Allah her şeyi duyar ve görür” ifadesi, O’nun zalimlerin yaptıklarından haberdar olduğunu ve mazlumların feryatlarını işittiğini vurgulamaktadır. Bu ayetin devamında ise “Bir iyiliği açıklar veya gizlerseniz ya da bir kötülüğü bağışlarsanız, Allah çok affedicidir ve her şeye güç yetirendir” (Nisâ 4/149) şeklinde bir açıklama yer almaktadır. Bu ayet, iyiliğin varlığının esas olduğunu ve insanın içindeki iyilikleri dışa vurması gerektiğini ifade ederken, kötülüğü affetmenin de önemine dikkat çekmektedir. Yüce Allah, her şeye gücü yeten bir varlık olmasına rağmen affetmeyi tercih etmesi, O’nun ahlakına uygun bir davranış sergilemenin önemini göstermektedir.

Böylece, zulme maruz kalan bireylere, yaşadıkları haksızlıkları dile getirme ve haklarını arama izni verildiği açıkça ifade edilmiştir. Nitekim Şurâ Suresi’nin 41. ayetinde de “Zulme uğradıktan sonra kendini savunan ve hakkını arayan kişi, kınanacak bir iş yapmamıştır” denilmektedir. Ancak affetmenin daha erdemli bir davranış olduğu ve Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmaya çalışanların bu erdemi göstermesi gerektiği de vurgulanmaktadır. İnsan ilişkilerinde ve ahlakta her zaman tek bir doğru yoktur; çoğu zaman farklı mertebelerde doğrular bulunmaktadır. Kısasa kısas uygulamak, kişinin hakkıdır ve bu hakkı kullanması doğrudur. Ancak affetmek, daha yüksek bir erdemdir. Kısas hakkından vazgeçmek, günahlara keffaret olur. Bir hadiste, bu affa karşılık geçmiş tüm günahların bağışlanacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla, “kötülüğe kötülük her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır” sözüyle ifade edildiği gibi, affetmek sadece erdemli olanların yapabileceği bir eylemdir. Bu noktada, âriflerin “dövene elsiz, sövene dilsiz gerek” gibi sözleri, mertebe farklılığı açısından değerlendirilmelidir. Ayrıca, bir zulüm bireysel boyutu aşarak başkalarına zarar verecek bir duruma gelmişse, affetmek, başkalarına zarar vermek anlamına gelebilir.

Affetmek, pasiflik ve eziklik midir? Zulme rıza göstermek de bir zulümdür. En büyük cihat, zalim bir yöneticiye hakikati söylemektir. Eğer bir kişi, hakkını savunmaktan korkacak kadar özgüven eksikliği yaşıyorsa veya kendisine yapılan haksızlıkları önemsemeyecek derecede izzet-i nefsten yoksunsa, bu durum affetmek değil, pasiflik, eziklik ve acizlik olarak değerlendirilmelidir. Affetmek, ancak muktedir olanların yapabileceği bir eylemdir. Nitekim 149. ayette “Allah affedicidir ve her şeye kâdirdir” denilerek affetmenin, güç sahibi olanlara ait bir davranış olduğu vurgulanmaktadır. Affetmek, affetme imkânı varken bu haktan vazgeçmektir.

Affetmek daha iyiyse, hukuktaki cezaları nasıl anlamalıyız? Şahıslara karşı işlenen suçlar, mağdur tarafından affedilebilir. Ancak topluma karşı işlenmiş suçlar veya bireysel gibi görünse de yaygınlaşarak toplumu tehdit eden suçlar, bireyler adına devlet tarafından cezalandırılmalıdır. Bu durumda, toplumun menfaati söz konusu olduğu için affetme yetkisi şahıslara bırakılamaz.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu