Gayb Bilgisi ve Kâfirlerin İddiaları Üzerine Derinlemesine İnceleme

Gayb bilgisi ve kâfirlerin bu konudaki iddiaları üzerine yapılan derinlemesine analizler.

اَطَّلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًاۙ ﴿٧٨﴾

78 – “O, gayba muttali mi oldu, yoksa Rahman’ın katından bir söz mü aldı?”

Bu ifadeyle, bir kişinin gayb bilgisine sahip olup olmadığını sorgulayan bir yaklaşım sergilenmektedir. Kişinin gelecekte neler olacağına dair bilgi sahibi olup olmadığı, bu bilgiyi nereden edindiği önemli bir meseledir. Hayat ve ahiret ile ilgili beklentilerini değerlendirirken, bu kişi hangi temellere dayanarak kendisine bazı haklar tanıdığını iddia etmektedir? Kur’an’a göre gayb bilgisi yalnızca Allah’a aittir ve O, bu bilgiyi kimseye açmamıştır.

As b. Vail’in bu konudaki sözleri, kâfirlerin yeniden diriliş konusunu alay konusu yaptıklarını ve bu durumu küçümsediklerini gösteren bir örnek teşkil etmektedir. Kur’an, “Gaybın bilgisi mi önüne açıldı?” diyerek bu kişinin tutumundaki mantıksızlığı vurgulamakta ve iddialarını eleştirmektedir. Gerçekten de, o kişi ahirette nelerin olacağını biliyor mu da bu şekilde konuşuyor? Yoksa Allah’tan kesin bir söz mü almış ki bu sözün gerçekleşeceğine güveniyor?

BASAİRUL KUR’AN

Fahruddin er-Râzî, bu ayetle ilgili derin analizler yapmıştır:

İlk olarak, bir insanın gelecekteki gayb bilgisine ulaşabilmesi için yalnızca iki mantıklı yol olduğunu belirtir. Râzî, bu ayette her iki yolun da kapatıldığını ve kâfirin bu durumdan nasıl bir çıkış yolu bulacağını sorgular:

Birinci Yol: Gayba Muttali Olmak (Bilgi Yolu): Kişinin kendi çabasıyla geleceğin bilgisine ulaşması mümkün müdür? Râzî, gayb bilgisinin yalnızca Allah’a ait olduğunu ve O bildirmedikçe hiçbir varlığın (insan, cin veya melek) bunu bilemeyeceğini ifade eder. Dolayısıyla, kâfirin “bana verilecek” iddiası hiçbir bilimsel veya keşfi temele dayanmaz.

İkinci Yol: Allah Katından Söz Almak (Ahit Yolu): Allah, o kişiye özel bir söz mü vermiştir? Râzî, burada “Rahman” isminin kullanılmasının önemine dikkat çeker. Rahman olan Allah, yalnızca iman edenlere ve salih ameller işleyenlere cennet ve nimet vaat etmiştir. Ayetleri inkâr eden birinin Allah ile böyle bir ahit içinde olması mantıken ve naklen imkânsızdır.

İkinci olarak, ayetteki soru ifadesinin bilgi edinme amacı taşımadığını, aksine reddetme ve alay etme amacı güttüğünü vurgular. Râzî’ye göre bu üslup, muhatabın iddiasının ne kadar temelsiz olduğunu ortaya koyar. “Sen kimsin ki gaybın perdesini aralayacaksın veya Allah seni muhatap alıp söz verecek?” anlamını taşımaktadır.

Üçüncü olarak, kâfirin “Bana elbette (le-ü’teyenne) verilecek” derken kullandığı kesinlik takılarına dikkat çeker. Kâfir, bu durumu sanki bir doğa kanunuymuş gibi ifade etmektedir. Râzî, burada insanın kendi zenginliğini Allah’tan bağımsız bir güç olarak görmesinin psikolojik bir analizini yapar: “Dünyada kendisine verilen geçici nimeti, kendisinin ayrılmaz bir parçası sanan cahil, ahirette de bunun devam edeceğini düşünmektedir.”

Dördüncü olarak, Râzî, kâfirin bu kadar emin konuşmasının sebebinin “istidrac” olduğunu belirtir. Kâfir, Allah’ın kendisine mühlet vermesini “Allah beni seviyor ve destekliyor” şeklinde yanlış yorumlamaktadır. Râzî, bu yanlış kıyasın insanı ebedi hüsrana sürüklediğini ifade eder.

Sonuç olarak, Râzî bu ayeti şöyle bir mantık çerçevesine oturtur: Bir iddia ya delile dayanır ya da nakle (habere). Gayba muttali olmadığınıza göre deliliniz yoktur. Allah’tan bir ahit almadığınıza göre (peygamber değilsiniz) nakliniz de yoktur. O halde bu söz, yalnızca bir yalan ve iftiradan ibarettir.

TEFSİR-İ KEBİR

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu