Trump ve Şi Zirvesi: Ticaret Savaşlarından Pragmatik İşbirliğine

Trump-Şi Zirvesi, ABD-Çin rekabetinin yeni bir aşamaya geçtiğini ve geçici işbirlikleri oluşturma amacını taşıdığını gösteriyor.

Pekin’de yapılacak olan Trump-Şi Zirvesi, Amerika ve Çin arasındaki rekabetin sona ermediğini, aksine yeni bir aşamaya geçtiğini ortaya koyacak. Zirvenin temel amacı, taraflara zaman kazandıracak geçici ve kontrollü bir işbirliği geliştirmek olarak belirleniyor.

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında 14-15 Mayıs 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek bu zirve, son yılların en önemli diplomatik buluşmalarından biri olarak öne çıkıyor. Uzun bir aradan sonra liderler düzeyinde yapılacak bu görüşme, sadece iki büyük güç arasındaki ticaret meselelerini değil, aynı zamanda ABD’nin küresel liderlik kapasitesinin geleceğini de etkileyen bir konumda. Zirve, İran merkezli savaşların derinleştiği, küresel ekonomideki belirsizliklerin arttığı ve ABD’nin uluslararası meşruiyetinin sorgulandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Dolayısıyla, Pekin zirvesi, Washington’un Çin ile rekabeti nasıl yöneteceğini anlamak açısından kritik bir öneme sahip.

Trump’ın ikinci başkanlık döneminde Çin’e yaklaşımı, önceki başkan Joe Biden’ın ideolojik çerçevesinden oldukça farklı. Biden yönetimi, Çin’i liberal dünya düzenine meydan okuyan bir rakip olarak tanımlarken, Trump daha çok ekonomik ve jeostratejik bir rakip olarak değerlendiriyor. Trump için mesele, yeni bir soğuk savaş yürütmekten ziyade, ABD’nin ekonomik ve askeri üstünlüğünü koruyacak daha avantajlı pazarlık koşulları oluşturmak. Bu bağlamda, mevcut sistemin ABD’den ziyade Çin’e yarar sağladığına inanarak, ikili müzakereler üzerinden ilerlemeyi hedefliyor.

Bu ziyaretin arka planını anlamak için, geçen yıl Ekim ayında Güney Kore’nin Busan kentinde gerçekleşen Trump-Şi görüşmesine bakmak gerekiyor. O toplantıda, taraflar arasında bir “ticari ateşkes” ilan edilmişti. Gümrük tarifelerinin artırılmaması, belirli teknoloji alanlarında kontrollü işbirliğinin sürdürülmesi ve ekonomik gerilimin kontrol altına alınması konularında geçici bir uzlaşı sağlandı. Trump, Pekin’deki görüşmelerde bu geçici ticari ateşkesi uzatmayı hedefleyecek.

Trump, ABD’de ticaret savaşlarının beklenen sonuçları doğurmadığını gözlemliyor. Yükselen hayat pahalılığı, tedarik zinciri sorunları ve artan maliyetler, Amerikan kamuoyunda rahatsızlık yaratıyor. Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde, Trump yönetimi ekonomik istikrarsızlığın derinleşmesini istemeyecektir. Bu nedenle, Trump, Pekin’e yapısal sorunları çözmekten ziyade mevcut gerilimleri yönetilebilir seviyede tutacak pragmatik bir işbirliğini sürdürmek amacıyla gidiyor.

Zirvede öne çıkması beklenen başlıklardan biri de Tayvan meselesi. Şi için Tayvan, jeopolitik bir konu olmanın ötesinde, Çin milliyetçiliğinin ve rejimin meşruiyetinin merkezinde yer alıyor. Çin yönetimi, Washington’dan Tayvan’a yönelik siyasi ve askeri desteği azaltmasını talep edecek. Trump ise, Biden döneminden farklı olarak Tayvan’a daha işlevsel bir yaklaşım sergiliyor. Özellikle Trump yönetiminin Tayvan’a yönelik yaklaşık 11 milyar dolarlık silah satış paketini ertelemesi, bölgedeki güvenlik algısını zayıflatmış durumda. Trump, Tayvan’ın kendi savunmasına daha fazla kaynak ayırması gerektiğini savunuyor ve bu yaklaşım, Washington açısından maliyetleri azaltıcı bir strateji olarak görülse de, Tayvan’da “Amerika gerektiğinde bizi yalnız bırakabilir” endişesini artırıyor.

Benzer kaygılar Avrupa’da da hissediliyor. Avrupa Birliği ülkeleri, Trump’ın Çin ile doğrudan büyük güç pazarlığına dayalı bir ilişki kurma çabasının transatlantik ilişkilerin kalitesini zedeleyeceğinden endişe ediyor. Avrupa açısından asıl mesele, tarafların Çin politikalarının ne kadar uyumlu olduğu değil, Amerika’nın güvenilir bir lider olarak kalıp kalmayacağıdır.

İsrail/ABD-İran savaşı, Trump’ın Pekin’e giderken elini karmaşık bir hale getiriyor. Amerika, Çin’den İran üzerinde baskı kurmasını ve Tahran’ı Washington ile anlaşmaya zorlamasını beklerken, Çin bu konuda isteksiz davranıyor. İran savaşının uzaması, kısa vadede zorluklar yaratırken, orta ve uzun vadede Çin’in çıkarlarına hizmet edebilir.

Savaşın ekonomik maliyetleri ABD açısından giderek artıyor. Yükselen askeri harcamalar, stratejik mühimmatların azalması, enerji fiyatlarındaki artış ve küresel ekonomik belirsizlikler, Amerikan ekonomisini tehdit ediyor. Ayrıca, İran savaşı, Amerika’nın küresel meşruiyetine ciddi zararlar veriyor. Washington, artık birçok ülke tarafından uluslararası hukuku göz ardı eden, kaba güç siyasetiyle hareket eden, öngörülemez ve güvenilmez bir süper güç olarak algılanıyor. Savaşın uzaması, küresel enerji ve gıda krizini derinleştirirken, Küresel Güney ülkelerinde Amerika’ya yönelik olumsuz algıyı artırıyor; bu durum da Çin’in uzun vadeli jeopolitik hedeflerine hizmet ediyor.

Pekin’deki zirveyi anlamlı kılan en önemli unsur, içinde bulunduğumuz zamanın ruhu. Trump’ın Çin’e son ziyaretinin yapıldığı 2017 ile bugünkü dünya arasında büyük farklar var. Son dokuz yılda Amerika’nın küresel itibarı, normatif çekiciliği ve uluslararası sistem üzerindeki etkisi belirgin bir şekilde azalmış durumda. Trump’ın ikinci başkanlık döneminde izlediği dış politika, ABD’nin hem Avrupa hem de Asya’daki geleneksel müttefikleriyle arasını açıyor. Bu durum, orta ve uzun vadede Çin’in çıkarlarına hizmet edecektir. ABD’nin liderliğinin kaybettiği meşruiyet, müttefikleriyle yaşadığı gerilimler ve Küresel Güney ülkeleri nezdindeki itibar kaybı, Pekin’in kendini alternatif küresel lider olarak sunmasını kolaylaştırıyor. Çin, en büyük rakibi hata üstüne hata yaparken neden bunu engellesin ki?

Sonuç olarak, Pekin’de gerçekleşecek Trump-Şi Zirvesi, Amerika-Çin rekabetinin sona ermediğini, yeni bir aşamaya geçtiğini gösterecek. Zirvenin amacı, ikili ve küresel sorunlara kapsamlı çözümler bulmaktan çok, taraflara zaman kazandıracak geçici ve kontrollü bir işbirliği oluşturmaktır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu