Amerika’nın Süper Güç İntiharı: Trump’ın Stratejisi
Trump’ın dış politikası, Amerika’nın süper güç intiharını gözler önüne seriyor. İran savaşı ve sonuçları üzerine derin bir analiz.
Donald Trump’ın İran’a yönelik başlattığı savaş, Amerika’nın dış politikasındaki temel ilkenin süper güç intiharı olduğunu ortaya koyuyor. ABD, bu savaşta milyarlarca dolar harcayarak, hem yurttaşlarını yoksullaştırmakta hem de düşmanlarını güçlendirmekte. Tarih boyunca imparatorluklar yükselip düşerken, hiçbir devletin kendi gücünü bu kadar sistematik bir şekilde yok etmesi görülmemiştir.
Bu stratejik intiharı kabullenmek zor. İnsanlar, Trump’ın eylemlerinin Amerikan ulusal çıkarlarıyla bir bağının olduğunu ummak istiyor; ancak bu durum gerçeği yansıtmıyor. Bir süper gücün, hukuk devleti ve diğer kurumlar aracılığıyla ortak bir girişime bağlı bir yurttaş kitlesini barındırması gerekmektedir. Ancak Trump yönetimi, ABD’yi modern bir devlet olarak değil, seçilmiş bir azınlığın ticari fırsatları için bir alan olarak görmekte.
Bir süper gücün ulusal çıkar duygusuna sahip olması da şarttır. Uluslararası ilişkiler uzmanları liderlerin bu kavramı nasıl tanımladığı konusunda farklı görüşlere sahip olsa da, başkanın halkın ya da devletin iyiliğine kayıtsız kalması beklenemez. Bir devletin süper güç olarak kalabilmesi için sürdürülebilirliğe ihtiyacı vardır. Süreklilik, siyasi otoritenin devri için bir ilkeye bağlıdır. Trump, iktidarda kalmayı hedefleyerek ve seçimlere olan güveni zayıflatarak bu ilkeyi sorgulatmaktadır.
Doğru insanların yönetimde olması, devletin güç kazanması ve bu gücü sürdürebilmesi için kritik öneme sahiptir. Tarihsel olarak güçlü devletler, nitelikli insanları tespit edip onları yönetici konumlarına getirmek için çeşitli yollar aramıştır. Ancak Trump yönetimi, kamu hizmetini zayıflatmış ve ordunun üst kademelerini tasfiye etmiştir. Bu durum, bir süper gücün intihar ettiğinin açık bir göstergesidir.
Bir süper gücün, küresel meydan okumalarla başa çıkabilecek bir eğitim sistemine sahip olması gerekir. Ancak Trump döneminde, kamusal eğitim kaynakları kısıtlanmakta, üniversiteler akademik özgürlükleri savundukları için tehdit edilmektedir. Ayrıca, bilimsel araştırmalar da siyasi ideolojiye dayanarak engellenmektedir. Bu durum, Amerika’nın enerji dönüşümünü durdurmuş ve fosil yakıtları sübvanse etmiştir.
Askeri güçte de benzer bir durum söz konusudur. ABD, geçmişin ekipmanlarına odaklanarak, modern savaş gereksinimlerini göz ardı etmektedir. Trump yönetimi, müzakere sanatını göz ardı ederek, uluslararası ilişkilerde büyük kayıplar vermektedir. ABD’nin müttefikleri, kişisel sebeplerle hırpalanmakta ve dışlanmaktadır.
Sonuç olarak, Trump yönetiminin İran savaşındaki başarısızlıkları, Amerika’nın süper güç olma konusundaki iddialarını sorgulatmaktadır. Bu savaş, stratejik bir yenilgi olarak kaydedilmiştir. Trump’ın politikaları, İran’ın daha güçlü hale gelmesine neden olmakta ve ABD’nin bu ülke üzerindeki etkisini neredeyse imkansız hale getirmektedir.
Trump yönetimi, ulusal borcun GSYH’den daha yüksek olduğu bir dönemde, zengin bireyleri ve şirketleri vergilendirmekten kaçınarak büyük açıklar vermektedir. Bu yaklaşım, modern bir toplumun işleyişini sağlayan sosyal hizmetleri sürdürmekle uyumlu değildir. Reform ve onarım artık geçerli değildir; çünkü Trump yönetimindeki Amerika’nın süper güç intiharı, demokratik bozulmanın ve eşitsizliklerin bir yansımasıdır. ABD’yi süper güç yapan unsurlar, aynı zamanda bugünkü kendi kendini yok etme girişimini de mümkün kılmıştır.




