İngiltere’nin İsrail Yazılımlarına Yönelik Yatırımları Tartışma Yarattı
İngiltere, İsrail menşeli yazılımlara yaptığı yatırımlarla insan hakları ihlalleri konusunda eleştiriliyor.
İngiltere, Gazze ve Batı Şeria’da Filistinliler üzerinde test edilen, insan hakları ihlalleriyle ilişkilendirilen İsrail menşeli casus yazılım ve yüz tanıma teknolojilerine milyonlarca sterlin harcamaya devam ediyor. Hükümet, uluslararası kamuoyunda İsrail’in Gazze’deki eylemlerini eleştirirken, arka planda İsrail savunma sanayii ile teknolojik iş birliğini sürdürmekte. Cellebrite ve BriefCam gibi firmaların geliştirdiği yazılımlar, Londra’dan Leicestershire’a kadar birçok İngiliz polis teşkilatı tarafından aktif bir şekilde kullanılmakta. Bu teknolojilerin ortak özelliği, işgal altındaki topraklarda Filistinli sivil ve aktivistlerin takibi, gözaltına alınması ve dijital verilerinin ele geçirilmesi süreçlerinde etkin bir şekilde kullanılmasıdır.
İngiltere’deki çeşitli polis birimlerinin (City of London, Leicestershire, Kent vb.) bu yazılımlar için yaptığı ödemeleri ve sözleşme tutarlarını gösteren veriler, bu durumun boyutunu gözler önüne seriyor.
Cellebrite, akıllı telefonların güvenlik protokollerini aşarak içindeki verilere erişim sağlayan yazılımlarıyla tanınmakta. ABD merkezli Friends Service Committee raporuna göre, bu teknoloji, sistematik işkenceye maruz kalan binlerce Filistinli esirin telefonlarından bilgi toplamak amacıyla kullanıldı. İngiltere’de Londra Şehir Polisi, Haziran ayında bu firma ile olan sözleşmesini yenilerken, Leicestershire polisi de Mart ayında 328 bin sterlinlik bir anlaşmaya imza attı. Şirket yetkilileri, bu araçların yalnızca “yasal adli soruşturmalarda” kullanıldığını savunsa da, insan hakları grupları bu teknolojinin Belarus ve Myanmar gibi otoriter rejimlere de satıldığını vurguluyor.
İçişleri Bakanlığı’nın Corsight teknolojisini kullanarak “yüz tanıma kamyonları” oluşturma planı, yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Bakanlığın kendi verileri, bu teknolojinin siyahi ve Asyalı bireyleri beyazlara oranla çok daha fazla “yanlış teşhis” ettiğini kabul ediyor. Bu durum, teknolojinin etik dışı yollarla geliştirilmediğini, aynı zamanda Birleşik Krallık içindeki azınlık gruplar için de “algoritmik bir tehdit” oluşturduğunu gösteriyor. Uluslararası Af Örgütü, bu tür yazılımların İsrail’in apartheid sistemini sürdürmesinde kritik bir rol oynadığını belirtirken, Londra’nın bu yatırımları ilhak ve baskı politikalarına “dolaylı destek” olarak nitelendiriliyor.



