ABD ve İsrail’in İran Üzerindeki Stratejik Hedefleri

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik stratejileri, nükleer programların ötesinde devrimci felsefeyi hedef alıyor.

ABD ve Siyonist rejim, İran’a karşı yürüttükleri siyasi, ekonomik, medya ve askeri baskılarla, yalnızca nükleer ve füze programlarını hedef almadıklarını gösteriyor. 1979’da İmam Humeyni’nin liderliğinde gerçekleşen İslam Devrimi’nin ardından, İran’ın nükleer enerji ve uzun menzilli füze kapasiteleri yoktu. Ancak günümüzde bu konular, Batı’nın İran’a karşı yürüttüğü savaşın ilan edilmiş hedefleri olarak sunuluyor.

Uzmanlar, Batı’nın asıl amacının, İran’ın nükleer veya füze programlarından çok daha derinlerde yattığını belirtiyor. Bu hedef, devrimin kurucusu İmam Humeyni’nin oluşturduğu ve İran İslam Cumhuriyeti’nin kimliğini belirleyen devrimci felsefeye dayanıyor. Bu felsefe, devrimin ve cumhuriyetin meşruiyetini sağlarken, İran’ı Batı’nın sömürgeci düzeninin dışına çıkarıyor.

İran’daki devrim ve cumhuriyetin meşruiyeti, Velayet-i Fakih temelinde şekillenen dini meşruiyet, Kerbelâ’dan gelen tarihsel direniş mirası ve halkın adalet, bağımsızlık ve kalkınma talepleri gibi unsurlara dayanıyor. Bu devrimci kimlik, İran’ı Siyonist rejimle normalleşme projelerine karşı net bir duruş sergilemeye yönlendirdi. İran, ABD’nin önerdiği yeni normalleşme planlarına karşı çıkarak, Siyonist rejim olmaksızın bir bölgesel özgürleşme perspektifini savunuyor.

Siyonist rejimle olan ilişkiler, Pehlevi monarşisinin meşruiyetinin sorgulanmasında da önemli bir rol oynamıştır. İmam Humeyni, Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin ABD ve Siyonist rejimle kurduğu bağı, halk iradesine aykırı bir durum olarak nitelendiriyordu. İslam Devrimi ve sonrasında kurulan cumhuriyet, Filistin davasına olan desteğini meşruiyetinin merkezine koymuştur.

Filistin meselesi, İran İslam Cumhuriyeti’nin anayasal kimliğinde de önemli bir yer tutmaktadır. İmam Humeyni, Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın İslami konumu çerçevesinde Filistin’i “Müslümanların birinci meselesi” olarak tanımlamış ve bu yaklaşım, İran’ın dış politikasında kalıcı bir ilke haline gelmiştir.

Bu bağlamda, Siyonist rejim yalnızca Filistin halkı için değil, aynı zamanda İran’ın ulusal güvenliği ve tüm İslam ümmeti açısından Batı’nın sömürgeci projelerinin bir uzantısı olarak değerlendirilmektedir. İmam Humeyni’nin siyonizmi, İslam dünyasının kalbine yerleştirilen bir “fesat unsuru” olarak tanımlaması, bu ideolojik yaklaşımın temelini oluşturuyor.

Sonuç olarak, İran’a karşı yürütülen çok yönlü savaşın asıl hedefi, nükleer ya da füze kapasiteleri değil, İslam Cumhuriyeti’ni ayakta tutan devrimci felsefenin zayıflatılmasıdır. Bu felsefenin zayıflaması, devrimin ruhunun ve cumhuriyetin meşruiyetinin içeriden aşındırılmasını amaçlamaktadır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu