Babülmendep’in Kapanması, ABD ve Körfez Ülkeleri İçin Tehdit Oluşturuyor
Babülmendep ve Hürmüz boğazlarının kapanması, ABD ve Körfez ülkeleri için ciddi ekonomik sorunlar doğurabilir.
Mısırlı yazar ve analist İhab Şevki, Hürmüz ve Babülmendep boğazlarının aynı anda kapanmasının dünya ekonomisi üzerinde ciddi bir etki yaratacağını belirtti. Bu durumun, özellikle ABD ve Basra Körfezi ülkeleri için ağır ekonomik ve stratejik sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor.
Analizde, ABD’nin deniz hakimiyeti stratejisinin, böyle bir senaryoda Washington’un zayıf noktası haline gelebileceği vurgulandı. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü, ABD için stratejik bir tehdit oluştururken, Babülmendep’in kapanma ihtimali de Washington’u zor bir duruma sokuyor.
Hürmüz Boğazı, günde yaklaşık 20 milyon varil petrolün geçtiği bir güzergah olup, küresel petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sini temsil ediyor. Ayrıca, dünya sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin de önemli bir kısmı bu boğazdan gerçekleştiriliyor. Babülmendep Boğazı ise dünya deniz ticaretinin kritik geçiş noktalarından biri olarak yılda yaklaşık 21 bin geminin geçişine ev sahipliği yapıyor. Her iki boğazın kapanması, dünya genelinde petrol ve doğal gaz taşımacılığında büyük bir kesintiye yol açabilir.
Bu durumda, petrol ve doğal gaz fiyatlarının yanı sıra, gemi taşımacılığı, sigorta ve lojistik maliyetlerinin de artması bekleniyor. Bu durumun, küresel ekonomide enflasyon, sanayi üretiminde daralma ve durgunluğun aynı anda yaşandığı bir krize yol açabileceği öngörülüyor. Ayrıca, kimyasal gübre, tarım ürünleri ve temel ihtiyaç maddelerinin tedarik zincirlerinde yaşanacak aksaklıklar, birçok ülkede gıda krizine ve yeni bir enflasyon dalgasına neden olabilir.
Analiz, krizin etkilerinin küresel olmasına rağmen, coğrafi olarak en fazla yükü Körfez ülkelerinin üstleneceğini ortaya koyuyor. Bu ülkelerin ekonomileri enerji ihracatına dayanırken, gıda, ilaç ve sanayi ürünlerinde büyük ölçüde ithalata bağımlı oldukları belirtiliyor. Hürmüz’ün doğudan, Babülmendep’in batıdan kapanması durumunda, Körfez ülkelerinin deniz ablukasına alınacağı savunuluyor.
Suudi Arabistan’ın Hürmüz’e olan bağımlılığını azaltmak amacıyla petrolünü Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu Limanı üzerinden taşımaya çalıştığı, ancak Babülmendep’in kapanmasının bu alternatif güzergahı da etkisiz hale getireceği ifade ediliyor. Avrupa ve enerji ihtiyacının büyük bir kısmını Körfez ülkelerinden karşılayan Asya ülkelerinin de ciddi bir enerji krizi ile karşı karşıya kalacağı öngörülüyor.
İhab Şevki, Washington’un Hürmüz’ün kapanmasının ABD’yi etkilemeyeceği yönündeki açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını savunuyor. Zira petrol fiyatları küresel piyasalarda belirlendiği için ABD, doğrudan Körfez petrolüne bağımlı olmasa bile dünya fiyatlarındaki artıştan etkileniyor. Analiz, petrolün varil fiyatındaki her 10 dolarlık artışın, ABD’de benzin fiyatını yaklaşık 25 sent artırabileceğini gösteriyor. Bu durum, özellikle otomobil kullanımının yaygın olduğu eyaletlerde ailelerin yaşam giderlerini artıracak.
Petrol fiyatlarındaki artış, yalnızca akaryakıt fiyatlarını değil, aynı zamanda gıda, tarım ürünleri, giyim, elektronik eşyalar ve petrokimya ürünlerinin fiyatlarını da yükseltecek. Bu da ABD ekonomisinde yeni bir enflasyon dalgasının ortaya çıkmasına neden olabilir. ABD Merkez Bankası, bir yandan enflasyonu kontrol etmeye çalışırken, diğer yandan ekonomik durgunluk ve işsizlikle başa çıkmak zorunda kalacak.
Petrokimya, tarım, kara taşımacılığı ve havacılık sektörleri, enerji maliyetlerindeki artıştan en fazla etkilenecek alanlar arasında yer alıyor. Doğal gaz fiyatlarının yükselmesi, gübre üretim maliyetlerini artırarak tarım ve gıda fiyatlarını da yükseltecek. ABD’nin Stratejik Petrol Rezervi’nden piyasaya petrol sürmesi, krizin etkisini geçici olarak azaltabilir, ancak bu durum ülkenin enerji güvenliğini zayıflatacak ve rezervlerin yeniden doldurulması için hükümete ek maliyetler getirecektir.
Sonuç olarak, Hürmüz ve Babülmendep boğazlarının birlikte kapanmasının sadece ekonomik değil, aynı zamanda ABD ve uluslararası sistem açısından geniş çaplı siyasi ve stratejik sonuçlar doğurabileceği vurgulanıyor. Böyle bir kriz, Amerikan yönetimi üzerindeki kamuoyu, siyasi kurumlar ve ekonomi çevrelerinin baskısını artırma potansiyeline sahip.




